Kudret Özersay: "Bu Son Zirve" Söylemi Sürdürülmeli

02 Temmuz 2017 17:39
“ Kudret Özersay, İsviçre'de süren Kıbrıs Konferansı'nı değerlendirdi: „
Kudret Özersay: Bu Son Zirve Söylemi Sürdürülmeli

İsviçre’de devam eden konferansta Rum tarafının başlangıçta sadece güvenlik ve garantileri görüşüp, diğer konuları özlü müzakereden kaçınması yaklaşımını sonradan terk etmesini ve Kıbrıs Türk tarafının bir süredir talep ettiği tüm konuların açıkta kalan temel noktalarının ele alınacağı paket yaklaşımına geçilebilmiş olmasını iki önemli faktör sağladı bana kalırsa:

1- BM Genel Sekreteri’nin gelişi: Rum tarafı Genel Sekreter’in bulunduğu ortamda bir açılım yaparak, o ana değin üzerine oturmaya başlayan olumsuz algıyı kırmak istemiş olmalı. Bunu konferans başladığında yazmıştık.

2- “Bu artık bir sondur” vurgusu: Konferans başlamadan önce Kıbrıs Türk tarafının, devam ederken de Türkiye adına sayın Çavuşoğlu’nun “bu konferans bir sondur, nihai konferanstır” vurgusu yapması Kıbrıs Rum tarafını içerik konusunda değilse bile modalite konusunda kımıldatmaya yardımcı olmuştur diye düşünürüm. Konferans daha başlamadan bu konuda Eide’ye defalarca eleştiri yöneltip, "bu sondur" vurgusunun önemine dikkat çekmiştik.

Gelinen aşamada aşağıdaki hususlara dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum:

1- Kıbrıs Rum tarafı bu müzakerelerin kopmasını, bu sürecin kopmasını istemeyecektir ya da en azından bu birinci tercihi değildir. Hele ki Genel Sekreter’in taraflardan birisini suçlama gibi bir eğilimi olmadığını gördükten sonra. Rum tarafı statükonun kendisi açısından en sorunsuz şekilde devam ettirilmesinin yolunun, müzakereleri devam ettirmekten geçtiğini bilmektedir. Bu nedenle Anastasiades’in şöyle bir değerlendirme yaptığını düşünüyorum:

a. Bu konferansta hiçbir ilerleme olmazsa müzakere süreci kopacaktır, o nedenle bir ilerleme, bir kağıt veya bir ilerleme görüntüsünün gerekli olduğunu bilerek hareket edecektir.

b. Bu konferansta tüm temel konuların açıkta kalan unsurları paketin/paketlerin parçası olarak net şekilde bağlanırsa, çözüm süreci referanduma varacak şekilde geri dönülmez bir raya girmiş olur ki kanımca bu da Rum liderliğinin tercih ettiği bir gelişme değildir.

c. Bu nedenle Anastasiades’in tercih edeceği strateji muhtemelen şu şekilde olacaktır:

i. Bu paket uygulaması ile bazı temel konularda bir miktar yakınlaşma sağlanır, ya da kamuoyuna ilerleme olarak sunulabilecek genel bir kağıt çıkar.

ii. Bunu kullanarak sürecin çökmesini engellemiş olur ama aynı zamanda geri dönülmez bir çözüm noktasına gelinmemiş olacağından “madem ki ilerleme oldu, o zaman müzakereye devam etmeliyiz, Kıbrıs’a geri dönelim de diğer temel konular için bir konferans daha yaparız” talebini ortaya koyar. Genel Sekreter’in geçtiğimiz gün adeta “çözüm çok zor, yapacak çok iş var, gittiği yere kadar gider, biz de talep edildiği sürece yardımcı” oluruz benzeri açıklaması bu açıdan zaten kendisine bir can simidi atmıştır.

iii. Uzatma kabul edildiği anda Kıbrıs’a dönüldükten sonra önce doğal gaz ardından da güneydeki seçimlere dair açıklama ve adımlar sürecin çökmeden, fiilen ölmesini sağlar. Bu da sayın Anastasiades’in bahtiyar olmasını sağlar.

2- Bence bu süreçte bizi bekleyen en önemli risk açıkta kalan konuların sadece bir kısmında bir ilerleme sağlanması ya da bu yönde bir görüntü verilmesidir. Bu nedenle Rum tarafının bu olası stratejisi karşısında Kıbrıs Türk tarafı paket egzersizi içerisine girdiğinde açıkta kalan temel konuların sadece bazılarında değil tümünde  net anlaşma olması noktasında ısrarlı olmalıdır. Çünkü sadece bazılarında uzlaşma ya da yakınlaşma ve/veya ilerleme Rum liderinin müzakereleri uzatma girişimine zemin oluşturacaktır.

3- Öte yandan sadece Türkiye değil, Kıbrıs Türk tarafı da “bu artık bir sondur” vurgusunu istikrarlı olarak yapmalı ve bu duruşu hem altını çizerek gündemde tutmalı, hem de o nokta geldiğinde ciddi ve kararlı olduğunu göstermelidir. Bu açıdan yürütülmesi gereken bir kamu diplomasisi vardır ve bunun güçlü şekilde yerleşmesi için sayın Akıncı’nın da konuşması ve bu hususların altını çizmesi gerekir. Aksi halde Kıbrıs Türk tarafının iradesi bu büyük resim içerisinde kaybolmaya başlar. Bunu dengelemek için sayın Akıncı da, en az Anastasiades kadar sürece dair düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmalıdır diye düşünürüm.

4- Bu noktada bütün ana konularda bir uzlaşmaya varılabilecekse, bunun da herkesin kendine göre istediği yere çekebileceği yoruma açık bir çerçeve anlaşması olmamasına özen gösterilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Yarım asırlık müzakere geçmişimiz böyle bir sorunun 1977-1979 doruk anlaşmaları gibi aslında tarafların diledikleri gibi kendilerine göre yorumlayabilecekleri muğlak ve soyut bir çerçeve olmaması gerektiğini hepimize gösteriyor. Açıkta kalan tüm temel başlıklarda uzlaşı olacaksa bunlar net ve somut şekilde kağıda dökülmeli, sorunların çözümünün öteleneceği ve anlaşma olMUŞ gibi yapılacak bir çerçeve anlaşmasından uzak durulmalıdır. Çünkü böyle bir metin de bu sürecin Rum tarafının istediği gibi uzatılması ve statükonun devamına yardımcı olacaktır.

Yukarıda yazdıklarım Anastasiades’in bu süreci bir çözümle sonuçlandırmayı istiyor olduğu varsayımına dayalı olarak yazılmadı. O olasılığa girmedim çünkü onu düşük görüyorum. Umarım yanılırım.

Yorumlar