Özdemir Akbal Özdemir Akbal @ozdemirakbal

Arap Yarımadası'na Kuruluşundan Bugüne Bir Bakış

26 Nisan 2019
Arap Yarımadasına Kuruluşundan Bugüne Bir Bakış

Zaman zaman katıldığım toplantılarda duyarım: “Araplar aslında isyan etmedi.” yahut “Evet isyan ettiler ama önemli bir kesimi isyan etmedi.” İlk ifade külliyen yanlış zaten… İkinci ifade ise yani isyan ettiler ama “önemli bir kesimi isyan etmedi” şeklinde masumiyet yüklenen kısım ise birinci ifadeden çok daha sorunlu duruyor. 

Öncelikle şunu bir belirteyim Suudun yaklaşımında Osmanlı ile Türk ifadeleri arasında en ufak bir farklılık olmadığı gibi dini anlayışımız da birbirinden hayli farklı konumlardadır. Bunun anlaşılabilmesi için 18. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan Vahabiliğin biraz araştırılması kâfi olacaktır. 

Vahabilik demişken de bugünkü Suudi Ailesinin dedeleri ile Vahabiliğin fikir babası Abdülvahab'ın oluşturduğu koalisyonun Bedevilerin desteği olmadan bir neticeye varması da mümkün değildi. Bu yüzden Suud-Vahap koalisyonu bir açıdan da Bedevilerin seferber edilmesi için uğraştı. Neticede Necid bölgesinde Osmanlı Devletine karşı ilk isyanı başlatarak Batılı kaynaklarda I. Suud Devleti olarak yerini alan yapıyı oluşturdular. Tabii bu noktada Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın oğlu Tosun Paşa'nın isyanı bastırarak sorumluların cezalandırılmak üzere İstanbul'a gönderilmesi ile bu ilk girişim nihayete ermiştir. Bu hadise pek çok kaynağın üzerinde ittifak ettiği gibi 1818 yılında sona ermiştir. Tabii yine pek çok kaynağın ittifak ettiği gibi Necid bölgesindeki karışıklıklar bu tarihte sona ermemiştir. 

Tosun Paşa'nın kuvvetlerinin çekilmesinden sonra yine bir isyan dönemi başlamış Batılı kaynaklar bu dönemi de II. Suud Devleti olarak tanımlamıştır. Ancak söz konusu dönem de hem Suud ailesi içindeki iktidar kavgaları hem de diğer aşiretlerle olan çatışmalar neticesinde sona ermiştir. 1865 yıllında ortadan kalkan bu yapının yeniden yükselişe geçmesi için yaklaşık bir elli yıl geçmesi gerekecektir. 

Burası daha çok bilinen bir hikâye aslında… Osmanlı Devletinin güç kaybetmesi neticesinde Kızıl Deniz kıyısında Osmanlı'nın bölgedeki resmi temsilcisi Şerif Hüseyin, Basra Körfezi kıyısında da Suud Ailesi kendi egemenlik alanlarını tanımak için bir yarışa girişti. “Yarışı” İngilizlerin desteğiyle Suud Ailesi kazanırken, “ikinciliği” elde eden Şerif Hüseyin ise Irak ve Ürdün macerası başladı. Meşhur Haşimi Ailesinin izini takip ediniz… 

Bu olmayan isyanlar yahut küçük bir grup isyan etti söylemine bu açıdan bakıldığında pek de durumun öyle olmadığı görünüyor. Aksi halde Medine Müdafii Fahrettin Paşa'yı (Korg. Ömer Fahrettin Türkkan), Kuşçubaşı Eşref'in ahrette yüzüne bakamayız. Zira bu insanların destanlaşan mücadeleleri de Osmanlı'ya hem Şerif Hüseyin hem de Suud'un baş başkaldırması ve İngiliz yüz bularak yaklaşık olarak yüz yıl boyunca oraya yerleşmesinden kaynaklanmaktadır. 

Gün oldu devletleri kuruldu bu isyankârların. Elbette yeni bir Dünya Sistemi oluştu. Türkiye Cumhuriyeti de orada yerini aldı. Bütün bu elim olaylara rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti komşularından başlayarak elbette bölgesindeki tüm devletlerle ilişkilerini de tesis etti. Bu da son derece doğal ve gerekli bir durumdur. Ancak bu ilişkiler olduğundan iyi gösterilecek yahut bazı zihinler son Türk Devletinin kurucu zihinleri ile kendi tarihi bilgi hataları üzerinden sorun yaşıyor diye tarihin çarpıtılması ve gerçeklerin ortadan kaldırılmaya çalışılması aklıselim ile hareket etmemek anlamındadır. 

Bu aşırı sevgi gösterisinin Kaşıkçı Cinayeti hadisesinde ve Katar ile yaşanan yakın ilişkilerde nasıl ortaya çıktığı gayet açık bir şekilde görüldü. Bu yazı kaleme alınırken Ermeni Mezalimini sözde Ermeni Soykırımı diye tanıtılmaya çalışılan 24 Nisan günün bir gün ertesindeyiz. Sosyal medyada Suudi kökenli pek çok hesap sözde Ermeni Soykırımını andığını belirtmekle kalmayıp aynı zamanda Osmanlı'nın kendilerine de bir katliam yaptığını iddia ediyor. 

Hani bu yazının bir yerinde İngilizlerin yaklaşık yüz yıllık bir süreçte bölgeye yavaş yavaş yerleştiğini belirttim. İşte bu akıl tam olarak o akıldır. 18. yüzyılın ikinci yarısında başlayan İngilizlerin Batı Hindistan Ticaret Kumpanyası faaliyetleri için güvenli limanlar bulma arayışı özellikle Basra Körfezi kıyısındaki Şeyhlikleri ilgi odağı yapmıştır. Burada yapılmaya başlanan anlaşmalar da İngilizlerin bölgeye önce ticari olarak girişini ardından da buradaki keşif faaliyetlerini başlatmış ve yaklaşık yüz yıllık bir süre zarfında bölgedeki aşiretleri Osmanlı Devleti karşısında kışkırtabilecek bir hale sokmuştur. 

Şimdi buna karşı çıkan zihinlere küçük bir hatırlatma yapıyorum, mesela Katar'ın bir kurtuluş savaşı yoktur. Katar 1871'de İngilizlerle imzaladığı antlaşmanın yüz yıllık geçerliliği neticeye erdiği için 1971 yılında kendi başına kalmıştır. Hele bir de Katar Şeyhini Royal Ascot Yarışlarında görün… Ya da Suudi Arabistan istihbarat başkanı (eski) Prens Bandar'ı Bush ile Teksas'taki çiftliğinde de görebilirsiniz…

Yorumlar