Özdemir Akbal Özdemir Akbal

ABD'de Yönetim Krizi

07 Eylül 2018
ABDde Yönetim Krizi

Bu aralar Türkiye'de gündemin önemli maddelerinden biri İdlip meselesi. Dünyanın iki büyük gücü; ABD ve Rusya'nın da gözü bölgenin üzerinde. ABD Başkanı Trump yaptığı açıklamada, İdlip'e bir saldırı gerçekleştiği takdirde Dünya da ABD de çok kızacak dedi. Aslında bu cümlenin içeriğine bakıldığında Dünya ile bu ne demekse- ABD tepkisi arasında önemli bir paralellik olduğu iddiası var. Yani Dünyanın kızdığı şeye ABD; ABD'nin kızdığı şeye Dünya kızacak. O zaman soru şu, Rusya Federasyonu ve İran İslam Cumhuriyeti Dünya'da değil mi? Sanırım bu sorunun cevabını ayrıca vermeye gerek yok. Öyleyse Trump'ın kastettiği Dünya ifadesi nedir? Trump aslında coğrafi olarak Batı Yarıküre, politik olarak da Batı Yarıküre liderliği yapmaya çalışan ABD'nin etki edebildiği tüm ülkeleri kastediyor. 

Buna kimi zaman 19.yüzyıl dönemi bir yayılmacılığı anımsatan görüşle emperyalizm, kimi zaman işgal ve benzeri pek çok tanımla yaklaşıyor insanlar. Yahut daha fantastik düşün dünyaları olanlar gizli aileler, beyin kontrol operasyonları gibi konularla açıklama girişiminde bulunuyor. Elbette bu durum bol bol fantazya içermesi bakımından tanımlayıcılığın çok dışında bir boş muhabbet eyleminden başka bir şey değil. Aslında mesele şu: II. Dünya Savaşı sonrasında bir tarafta ABD diğer tarafta SSCB'nin yer aldığı güç mücadelesine ve gücün kullanım şekline dayalı bir uluslararası politik ortam mevcut. Bu durum her ne kadar SSCB'nin dağılmasından sonra değiştiği iddiası ile tartışmaya açılsa da bugün Rusya Federasyonu'nun uluslararası politik uygulamalarına bakıldığında söz konusu iddianın ne denli gerçekçi olduğu da aklıselim tarafından görülecektir. Bu şartlar altında ABD'nin II. Dünya Savaşı sonrası dönemden itibaren yürüttüğü bir geleneksel dış politika yapım süreci mevcuttur. Elbette belli ölçülerde revizyona uğrayan bu durum “ABD'nin küresel liderlik” iddiası çerçevesinde bir tutarlılığı korumayı başarmıştır. 

Bu noktada en önemli revizyon ABD'nin Vietnam yenilgisi sonrası ortaya çıkmış, bu dönemden sonra ABD küçük savaş konsepti ve kanaat yönlendirme temalı literatürde bol bol kamu diplomasisi olarak tanımlanan politik uygulama biçimine ağırlık vermiştir. Böylece aslında savaş ve diplomasi dışında ortaya çıkan üçüncü bir güç uygulama biçimine şahit olundu. Edward Hallett Carr tarafından güç üzerinden kanaat oluşturma diye tanımlanan bu aşama ise tam olarak fantastik beyinlerin gizli “ailelerli” “analizleri” ortaya çıkaran durum gibi görünse de ekonomik ve askeri gücün kullanılarak kanaat liderlerinin, çeşitli kurum ve kuruluşların kaynak ülke tarafına çekilme çabasıdır. 

İşte ABD'nin Trump ile başlayan idari krizinde pek de dikkate alınmayan, Türkiye'de neredeyse hiç konuşulmayan nokta tam da burası. Yani ABD, Trump'ın aldığı izolastyonist kararlarla güç üzerinden üretilen kanaatin kendi lehinde uygulanma ihtimalini her geçen gün düşürüyor. Zira ABD'nin aldığı ekonomik kararlar neticesinde içine kapandığı ve izolasyonist bir politikaya yöneldiği görüşü, II. Dünya Savaşından beri süregelen; Vietnam Savaşı ile revize edilerek bir doktrin haline dönüşen davranış biçiminin sorgulanmasına neden olmaktadır. Bir başka deyişle Trump, ABD'nin uzun bir dönemden beri yürüttüğü devlet stratejisine mugayir hareket etmekte ve her geçen gün de artan bir tepki ile karşılaşmaktadır. 
Bu satırları okuyanların kafasında söz konusu güce dayalı kanaat üretiminin sadece ABD tarafından oluşturulduğuna dair bir düşünce de oluşmasın lütfen. Konu ile ilgili değil ama ABD tahlilini “Amerikancılık” olarak kavrayan zihinler için SSCB'nin de benzeri faaliyetler yürüttüğünü belirtelim. Mesela emperyalizm ifadesini saptırılmış bir kullanışlı kavram haline dönüştürerek sadece ABD ve Batılı ülkeler tarafından gerçekleştirilen bir yayılmacılık politikası diye dayatmak, halkların eşitliği ve kardeşliği gibi söylemlerle aslında SSCB polit büro yahut Çin Halk Cumhuriyeti Komünist Partisi üyelerinin lüks mercedeslerini altlarından çekip alabilecek söylemleri ile kendilerine müzahir kitleler oluşturma çabalarını da görmezden gelmemek lazım. Rusya Federasyonu ve Çin Halk Cumhuriyeti de halihazırda bu kanaat ortamından elden geldiğince faydalanmaya çalışıyor. 

Trump'ın politikaları başta ABD güvenlik bürokrasisinin önemli isimleri tarafından reddedilmeye başladı. Bu itirazın temelinde ise açık olarak ifade edilmeden yukarıda ortaya konan çerçeve vardı. İlk karşı çıkanlardan biri Bill Clinton ve George Bush dönemlerinde NSA; George Bush ve Barack Obama dönemlerinde CIA başkanlığı yapan Org. Michael Hayden'dan gelmişti. Org. Hayden The Washington Post'a verdiği bir demeçte, Trump'ın seçildiği takdirde vereceği mantıksız emirlere ABD ordusunun karşı gelme hakkının olduğunu belirtmişti. Bunun benzeri bir açıklama Trump seçildikten sonra görevdeki bir general olan Org. John E. Hyten'dan geldi. Org. Hyten ABD'nin nükleer silahlarının da kullanılmasından sorumlu STRATCOM'un başındaki isim olarak, başkandan nükleer silahların kullanılmasına dair anlamsız bir emir geldiğinde komutan olarak karşı duracağını belirtti. 

Trump karşısında sadece güvenlik bürokrasinin askeri kanadı durmuyor. John Brennan gibi CIA başkanlığı yapmış istihbarat konusunda ABD'deki en yüksek seviyeli bürokratlarla da Trump ters düştü. Brennan'ın istihbari bilgi ve kaynaklara ulaşma izni kısa bir süre önce Trump tarafından kaldırıldı. Buna ek olarak Trump başkan adayı gösterildiği Cumhuriyetçi partinin önde gelenleri tarafından da eleştirilere tabi tutuldu. Bunun en önemli örneklerinden biri geçtiğimiz günlerde vefat eden Arizona Cumhuriyetçi Parti Senatörü John McCain idi. McCain'in hem ABD partizan hayatı hem de silahlı kuvvetleri üzerinde önemli bir etkisi mevcuttu. Trump'ın politikalarının ABD liderliği için hayli tezat bir konumda olduğunu sıkça belirten McCain'in cenazesi sonrası Beyaz Saray tarafından resmi bir açıklamanın yapılması bile engellendi. 

Trump'ın Cumhuriyetçi Parti içinde bir diğer önemli eleştirmeni ise Temsilciler Meclisi Çoğunluk lideri Ryan Paul'dür. Paul, 2012'de gerçekleşen başkanlık seçimlerinde Mitt Romney'nin başkan yardımcısı olarak Barack Obama-Joe Biden karşısında yarışmıştı. Paul, Trump'ı sosyal medya kullanımı, devlet idaresindeki lakayt tavırları ile yoğun eleştirilere tabi tutmaktadır. Yani Trump hem ABD iç siyasetinde çeşitli şekillerde özgürlükleri ve hakları kısıtladığı için hem de dış politikada takındığı tavır dolayısıyla yoğun eleştirilere ve hatta soruşturmalara maruz kalmaktadır. Dış politika konularında direnişle karşılaşması için anahtar tartışma konusu ise ayrıntıları ile anlatmaya çalıştığım güç üzerinden kanaat kavramı ile açıklanmalıdır. ABD'nin dış politika geleneğinde bir davranışın gerçekleşme ihtimali de tam olarak bu yaklaşım dolayısıyla hayli zayıftır.

Yorumlar