Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Bir Zirvenin Daha Sonuna Geldik

20 Temmuz 2018

Pek meşhur bir program tamamlama cümlesidir bu başlık. Daha başlığı atarken içimden yayında ve yapımda emeği geçenlere teşekkür ediyoruz diyesim geldi itiraf edeyim. Trump ile Putin ha buluştu ha buluşacak derken buluştular. Bir zirvenin daha sonuna gelindi ve Dünya olduğu yerde duruyor… 

İki tane büyük güç neredeyse küre üzerinde bulunan her coğrafi bölge hakkında görüş alışverişinde bulundu. Ancak şunu söylemek gerekiyor ki Trump için hiç de iç açıcı sonuçlar doğurmadı bu zirve. Özellikle iç politikada ağır eleştirilere maruz kaldı Trump. Şimdi biraz geriye giderek bunun gerekçesini açıklayayım hem de sıkça tespit edilen hafıza maluliyetine bağlı gelişen komplikasyonların da önene geçelim. Zira Trump seçildiği zaman neredeyse davul zurna çalanlardan şu anda gık çıkmıyor. 

Donald Trump ile Hillary Clinton yarışında, Clinton 65,853,514 oy ile seçmenin %48,2'sinin oyunu alırken; Trump 62,984,828 oy ile seçmenin %46,1'inin oylarını alabilmişti. Yok yok… Hesapta bir hata yok… Doğru okuyorsunuz. Burada iki dereceli seçim sisteminin cilvesi görünüyor. Trump çok daha düşük oy almasına rağmen, seçiciler delegasyonuna üye gönderecek eyaletlerde, Clinton karşısında daha fazla oy aldığı için başkanı seçen kurul Trump'ın lehine oluştu. Bu da Amerikan kamu idaresi ve seçim sisteminin bir cilvesiydi. Yani buralarda halk Trump'ı tercih etti gibi anlamsız benzerlikle atılan çığlıkların hiçbir anlamı yoktu. Bu ifadeler hamasetten, ABD kamu idaresini bilmemek ve seçim sisteminden anlamamakla ilgiliydi. 

Bir meşruiyet sorunu ile koltuğa oturan Trump'a kendi cenahından da oldukça sert tepkiler mevcuttu. Bunun ayrıntıları için dün (18.07.2018) Sputnik News'den Elif Sudagezer'e vermiş olduğum mülakata bakabilirsiniz. Bu şartlar altında hem devlet yönetme zihniyeti açısından hem de bireysel olarak sorunlar taşıyan Trump'a başkanlık koltuğuna oturmanın hukuki yolu açıldı. Zira meşruiyet tartışmaları halen ABD'de devam ediyor. Trump çok sıkıştırılmış durumda… 

Şuraya bu köşede 11 Kasım 2016'da yazdığım “ABD Başkanını Buldu Ya Şimdi” başlıklı yazının son kısmını koyayım:

“Amerikan ordusunu modernize edeceğini ifade eden bir başkandan savaşları bitirmesi gibi bir yaklaşım bekleniyor. Bu beklentiye sahip olanlara bol şanslar dilerim. Suriye meselesine yönelik olarak yaptığı açıklama ise tüylerimi diken diken etti. Suriye'de çok fazla görünür haldeyiz bunun için örtülü operasyonlara öncelik vereceğiz diyor Trump. Ve hükümet için de bir kötü haber; “Esad ve Rusya IŞİD'e karşı savaşıyor biz niye Esad ve Rusya'ya karşı savaşıyoruz?” diye soruyor Eğer ABD ile Rusya daha ılımlı bir ilişki ağı kurarsa bizim Moskova ziyaretleri de hız kazanacak demektir. ABD genel devlet stratejisi çerçevesinde davranmaya devam edecektir özellikle dış politikada. Hatta şimdi Obama dönemine nazaran daha düşük müdahale profilli ve müttefiklerine daha çok işin düştüğü, müttefiklerin elini daha çok cebine attığı bir döneme giriyoruz. NATO'ya harcama müttefikler tarafından daha çok yapılmalı diyen bir ABD başkanı var artık. Obama dönemini mumla aramazsak iyidir. Bu dış politik yaklaşım ne derece gerçekleştirilir bunu zaman gösterecek ancak eğer gerçekleştirilme çabasına girilirse Orta Doğu bölgesine yönelik önemli bir belirsizlik alanı da hazırlayacaktır. Bu da Türkiye için olumsuz sonuçlar doğurabilir. Buradan Türkiye'deki tüm Trump ve Clinton sevdalısı şahıslara da selamlar. Unutmayın orası başka bir devlet. Kendi seçimlerini yaptılar sizler sakin olabilirsiniz…”

Bu noktada Münbiç meselesinde Türkiye, ABD'ni masaya çekebilme başarısını gösterdi. Ancak süreç uzun ve çok bilinmeyenli bir denklem içeriyor. Bugün (19.07.2018) Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy tarafından yapılan Türkiye'nin amacı bölgeden PYD-YPG yapısının temizlenmesidir açıklanması tam olarak desteklenmesi gereken olumlu bir açıklama. Özellikle Afrin Operasyonunun icrası bu hususta çok önemli bir oyun değiştirici durumu ortaya çıkardı. Ancak PYD terör örgütünün kontrolü onu kontrol ettiği iddia edilen ABD tarafından bile tam olarak sağlanamazken, bu süreçte Rusya'nın müdahalesi hiçbir şekilde anılmazken, Münbiç meselesine dair proje çalışması gibi sürelerin verilmesi pek uygun görülmüyor. Bunun her daim uzun ve zorlu bir süreç olduğunu ABD dış politika yapımı tarzını tanıyan biri olarak söylemeye çalışıyorum. 

Karşımızda son derece pragmatist, esnek hareket edebilme kabiliyetine sahip, dostluk yerine çıkar ilişkisi üzerine kurgulanmış bir muhatap var. Ha bu ifadelere de uzman vatandaş olarak hemen olumsuz tepkiler göstermeyin. Devletler böyle davranır. Zira devletlerin bu davranışları kendi vatandaşlarının korunması için gereklidir. Münbiç meselesinin genişletilerek Türkiye'nin tüm sınır hattı boyunca ortaya konacak bir güvenlik hattının ilk adımları olması gerektiği görüşümü de burada tekrar etmek isterim.

Yorumlar