Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Kerkük'ten Münbiç'e F-35'ler

22 Haziran 2018

Münbiç operasyonu daha başlamadan, operasyonu yapma konusunda bir tereddüde yer olmadığı, bunun terör örgütü PYD için de hayli olumsuz bir altyapı oluşturacağını açık bir şekilde belirtmiştim. Buna ek olarak, Türkiye'nin bu türlü bir harekâtla sınır güvenliğini sağlamasının mümkün olmadığını ifade ederek; Hatay'ın güneyinden, Hakkâri'nin güneyine kadar en az 20 km derinliğinde bir güvenlik hattının da oluşturulması gerekliliğine dikkat çekmiştim. Bu bir güç mücadelesi ve güç politikası meselesidir. Bu konu hakkında politoloji ilmiyle uğraşanlar ciltlerle kitap yazdılar. Modern dönemde de uluslararası politika alanının en çok incelenen konularından biridir. 

Normal şartlar altında büyük gücün ona nazaran daha küçük olan güce kayıtsız şartsız söz geçirmesi ve idaresi altına alması beklenir. Fakat II. Dünya Savaşı sonrası değişen güç dengesi ve güç kullanımı şartları, alt bölgesel sistemde büyük güçlerin bölgesel güçlere duyduğu ihtiyaç bu basit ve genel önermenin geçerliliğini sorgulanır hale getirdi. İşte bu noktada küçük ve/veya örtülü operasyon kapasitesi, alt sistemik yapıdaki bölgesel gücün stratejik konumu gibi burada sayılmaktan çok bir dersin konusu olan faktörler devreye giriyor. Bu durum da alt sistemik yapıdaki güç dengesinin büyük küçük güç karşılaştırmasından ziyade asimetrik güç odağı üzerinden tanımlanmasına yol açıyor. 

Bu paragraf okuyucunun geneline çok karışık geldi eminim. Zaten alan bilgisi olmayanlar için de hayli karışık. Zira her bilim dalı gibi politolojinin de kendine ait bir evreni ve dili var. Ancak, etrafımızda gerçekleşen olaylar “yorumlanmak” suretiyle popülaritenin de kapısını açtığı için, ışığı açık gören içeriye dalıveriyor. Elbette yukarıda sayılan meseleler bir mesleki formasyon, merak ve çaba gerektirdiği için de zor olmasından dolayı, açıklama düğmelere basmak, etkinlik seviyeleri geçen yüzyılın politika yapım araçları ile açıklanan belli bazı ailelere sorunları bağlamak üzerinden gerçekleştiriliyor. Yani sevgili vatandaş, bilgi diye sizlere çoğu zaman telmaşa, ucuz imalat ikram ediliyor. Eh sizlerin önemli bir kısmının da bu ikramdan memnun olmadığını söylemek mümkün değil. Zira film senaryosu kıvamında işleri ama, ama… diyerek pek de antitez kıvamında sunuyorsunuz. 
Şimdi bu çerçeveden bakıldığında gelelim son dönemde gelişen Türk - Amerikan ilişkilerinde Münbiç, Kerkük ve F-35 meselesine… 

Yukarıda ne dedik? ABD küresel bir güç, Türkiye ise bölgesel etki alanı olan bir güç. İşte tam bu noktada asimetrik güç kavramı devreye giriyor. ABD, Hint Okyanusundan, Atlantik Okyanusuna tüm küre üzerinde faaliyet göstermek zorunda olduğu için çıkarlarının olduğu bölgelerde güçlü ve etkin müttefiklere ihtiyaç duyuyor. Aksi halde küresel çabalarını sürdürmesi mümkün değil. İşte tam bu noktada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Afrin Operasyonu asimetrik gücün ortaya konması için önemli bir girişimdir. 

Girişim ifadesini özellikle kullanıyorum zira operasyonun sadece askeri güç kullanımı ile ilgili olmadığını, bunun diplomatik ve dolayısıyla politik boyutunun, askeri güç kullanımından çok daha önemli olduğunu defaatle belirttim. İşte bu asimetrik güç kombinasyonu sonucunda ortaya çıkan politik ve diplomatik avantajın belli bir kısıtlılık çerçevesinde kullanılabilmesine imkân veriyor. Belli bir kısıtlılık diyorum zira bir yandan Türkiye ve ABD, Münbiç meselesinde ortak bir paydada buluşma çabasını, Afrin Operasyonu sonrasında sergilerken, diğer yandan ABD büyük güç olma avantajını kullanarak silah satışı konusunda kısıtlama getirme çabası sergileyerek, masada Türkiye'nin elini zayıflatma amacı gösteriyor. İşte bu durum da ABD, ileri teknoloji, üretim ekonomisi ve küresel piyasa düzenleyici olarak büyük güç olma avantajını ortaya koyuyor. Dolayısıyla kısaca ortaya konmaya çalışıldığı gibi komplike bir güç mücadelesi var. 

Bu aşamada Türkiye Cumhuriyeti Devletinin dış politika yapıcılarının, Irak'ın kuzeyindeki de facto yapının güç kaybından oluşan stratejik boşluğun, ABD'nin elini zayıflattığını, bu hususa dayalı olarak Kandil bölgesine zaten yıllardan beri yapılagelen hava saldırılarının dışında, muhtemel bir kara harekâtının daha net sonuçlar doğuracağını dikkate alması gerekiyor. Ancak Kandil bölgesine kara harekâtına İran'ın sıcak bakmadığına dair yapılan açıklamalar, bu konuda bir girişim için bölgesel destek beklendiğinin de en temel göstergelerinden biri olarak ortaya çıkıyor. İran'ın pozisyonu, önce ABD ardından da nükleer silah elde etme yönünde santrifüj sayısının artırma kararının alınması ile AB'nin de tepkisini alması, zor bir duruma girerken; Türkiye-Rusya ilişkisi bağlamında da İran'ın dışlanır bir hale gelmesi, Ankara'nın Tahran ile birlikte hareket etme stratejisini de gözden geçirme gerekliliğini ortaya koyuyor. 

Zira İran'ın, bizatihi Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov'un açıklamaları ile de Suriye'deki konumu sorgulanır hale dönüşürken; bizim gazeteci uluslararası ilişkilercilerin çok klasik klişesi olan ABD-İsrail birlikteliği söylemi dışında, Rusya-İsrail birlikteliğini de görüyoruz. Dolayısıyla araştırma zahmetine katlanmadan, hızla etkileşim içinde bulunan ve temelde kendi çıkarları üzerine kurulu bir sistemik yapıda, hareket halinde bulunan devletlerin ürettiği sonuçları tartışmadan, ortaya konan fantazyalarla açıklanabilecek durumun çok ötesindeyiz. Şu vaziyette Türkiye Cumhuriyeti Devleti dış politika yapıcılarının, asimetrik güç kullanımına dayalı olarak, Irak'ın kuzeyinden, Suriye'nin kuzeyine kadar olan bölgede güç dengesinin temel dinamiklerini gözeterek ve Türkiye'nin bölgede bir kilit taşı rolü oynadığını gözden kaçırmadan, sakin ve kendinden emin adımlarla ilerlemesi kritik önemi haizdir. 

Dolayısıyla Münbiç meselesindeki operatif faaliyetin genişletilmesi kaydıyla, Irak'ın kuzeyinde Kandil'e bir kara harekâtının düzenlenerek bölücü terör örgütünün ve bu kaynaktan beslenen tali kolların psikolojik dayanak noktasının ortadan kaldırılması elzemdir. Bu vaziyet herhangi bir partizan bakış açısından ziyade Türkiye Cumhuriyeti'nin beka meselesi ve gelecek dönem güvenlik vizyonu ile ilgilidir.

Yorumlar