Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Çavuşoğlu - Pompeo Görüşmeden Evvel

04 Haziran 2018
Çavuşoğlu - Pompeo Görüşmeden Evvel

ABD'nin Türkiye'nin proje katılımcısı olduğu F-35'leri teslim etmeme gibi bir yaklaşımı son dönemde daha da sık tekrar edilir oldu. Normal şartlar altında Türkiye, projenin katılımcı ülkesi olması dolayısıyla böyle bir durumun gerçekleştirilmesi hayli zor görünüyor. Ancak bu noktada soru şu; ABD, F-35'leri teslim etmezse nasıl bir yaptırım uygulanabilir. Bazı görüşlere göre Türkiye tıpkı S-400 meselesinde olduğu gibi yüzünü Rusya Federasyonu'na dönerek SU-57 savaş uçaklarının temini yoluna gidebilir. Bu bir alternatif elbette. Ancak şu vakte kadar Türkiye'nin ABD ile olan ihtilaflarına rağmen NATO kriterleri haricinde bir temine bu denli büyük çapta gittiği vaki değil. Bunun olup olmayacağını zaman gösterecek. Bu işin benim uzmanlık alanım dışında kalan pek çok da teknik tarafı var. Buradan bir ricada bulunacağım özellikle emekli olduktan sonra bol bol dış politika yorumlayan emekli askerlerin bu hususta yapacakları ve bizlerin anlayacağı şekildeki kıyaslar ve açıklamalar bizleri de aydınlatacak hem de kendilerinin asli uzmanlık alanlarına dair faaliyette bulunmalarını sağlayacak. 

Gelelim F-35 meselesi üzerinden politik tartışmaya… Türkiye ile ABD Menbiç hususunda bir şekilde anlaşacak. Bu yazı kaleme alınırken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu anlaşıldığını beyan ederken, ABD Devlet Sekterliği Kamu Diplomasisinden Sorumlu Müsteşar Vekili Heather Nauert henüz bir anlaşmaya varılmadığını belirtti. Ancak şunu gözden kaçırmamak lazım ki, 28 Martta yapılan bir açıklama konunun anlaşmaya varılması yönünde ele alındığını gayet açık bir şekilde gösteriyor. Bu noktada ABD'nin tavrını F-35 şantajı ile Türkiye'ye karşı eli kuvvetli bir şekilde masaya oturmak olarak okurken, Çavuşoğlu'nun açıklamasının da erken gelen bir ifade olduğunu belirtmek gerekiyor. ABD'nin geleneksel dış politika yapım süreci ellini kapalı bir şekilde oynamakla meşhurdur. Yani bizler de kartlarımızı açık edersek, masadan verimli kalkamayabiliriz. Acele etmemekte, sabırla ve sükûnetle hareket etmekte fayda var. Zira ABD daha önce de bu köşede ele aldığım gibi YPG gibi bir yapı ile bölgede hareket etmekte zorlanıyor. 

Bu durumu PYD terör örgütünün silahlı kanadı olan YPG'nin zayıflığı ile açıklamak mümkün. ABD daha güvenilir ve kudretli müttefiklere ihtiyaç duyuyor.  ABD Başkanlık Makamı Milli Güvenlik Danışmanı John Bolton'ın Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'e sunduğu ve Arap Yarımadası ülkelerinin Suriye'nin Kuzeydoğusunda yerleşmek üzere oluşturulması amaçlanan koalisyon gücü planında da bu stratejik gereklilik yatıyor. Yani ABD, bölgede ne idiği belirsiz yapılar yerine devletlerle hareket etme ihtiyacını en derinden hissediyor. Bu yüzden Türkiye'nin masaya otururken elinin sükûneti ve sabrı korunduğu müddetçe kuvvetli olduğunu söylemek lazım. 

Temel amaç YPG'nin bölgeden çıkarılması ardından da Türk - Amerikan ortak mekanizması ile bölgede harekâtın yapılarak güvenliğin sağlanması. Bu aşamada ise PYD yapısının hangi ölçekte ele alınacağı ve taraflarca nasıl tanımlanacağı ise hayati önemi haiz. Zira PYD, bir terör örgütü. YPG o örgütün silahlı kanadı. Bu ayrıma dikkat edilerek YPG'nin tasfiyesi sonucunda insan kaynağının sabit bırakılması yani PYD'nin etkisiz hale getirilmemesi bir müddet sonra bir başka silahlı kanadın ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Bu hassasiyetin üzerinde durularak, Türkiye'nin bölgesel güç olarak Suriye'de faaliyet gösterme kapasitesine sahip en önemli ülke olduğu vurgusu pazarlığın da dayanak noktasını oluşturmaktadır. Afrin Operasyonunun getirmiş olduğu stratejik avantajın bu hususta kullanılmasını dileyerek, heyete başarılar diliyorum. Zira unutmayalım devletin dış politika adımları herhangi bir partizan mülahazadan azade geleceğimizin ve güvenliğimizin temini içindir. 

Yorumlar