Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Alt Sistemik Yapıda Bölge Analizi

31 Mart 2018

Devletler arasında çıkarlar uyuştuğunda birlikte hareket eden, uyuşmadığı zaman da gerek hibrit savaş yöntemleri gerek de diplomatik faaliyetlerle belli bir uzlaşı noktası bulan bir yapı söz konusudur.  İşte burada sistemik etkileşim devreye giriyor. Yani ittifak ilişkisini adeta bir evli çiftin birbirine göstermesi gereken sadakat duygusu üzerinden açıklayan yaklaşımlara üzülerek karşı çıkıyorum. Bu devletlerin ilişkisi, kişilerin değil. Dolayısıyla burada değerler, kişilerin birbiri ile olan ilişkisinden farklılaşır… 

Üst yani başat sistemik yapı 1947'de iyice netleşti bir tarafta ABD, diğer tarafta SSCB ve müttefikleri… 1991'de Moskova'nın yakıtı bitince, bir baktık o güzelim şehirde ekmek arası Amerikan köftecileri, Pekin'de İtalyan pizzasının çok ucuz ve amatör örneklerinin satıldığı uluslararası sermaye dükkânları açıldı. Yani sistem bir krize girdi. Dolayısıyla ABD bu yapıda hem ekonomik hem de askeri olarak hayli avantajlı bir pozisyonda oldu. 

Bunun alt sistemik yapısında da bizim bölgemiz için Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan gibi tabiri caizse deve dişi gibi ülkelerin oluşturduğu güç alanı etkili oldu. Bu ülkelere 1979'a kadar Şah'ın İran'ı da dâhildi. Sistemik yapı içindeki ikili ve çoklu ilişkilerin dâhil olduğu krizlere rağmen yukarıdaki tüm ülkeler ABD ile ittifak ilişkisine günümüze kadar devam ettiler. Yani başat sistemik yapının lideri ABD ile alt sistemik yapının önde gelen ülkeleri ilişki yürüttü. Bu süreç içerisinde hem SSCB hem sonradan Rusya Federasyonu hem de Çin Halk Cumhuriyeti ile anılan ülkeler belirli seviyede ilişki kursa da sistemden bahsedilebilecek bir ilişki süreci ABD ile gerçekleşti. Dolayısıyla ABD, bu ülkeler ölçeğinde alt sistemik yapının da önemli bir aktörü oldu. 

Bu noktada ABD'ne karşı gibi görünüp de ona kerameti kendinden menkul bir güç vehmeden zihinlere de şunu söylemek lazım, ABD'nin bölgesel politikaları da yukarıda sayılan ülkelerin çıkarları doğrultusunda sınırlandırıldı. Son dönemde bunun yansımasını Irak'ın ve Suriye'nin kuzeyinde görüyoruz. Ancak ilişkinin ekonomi ve askeri boyutunun eşit etki farklı seviye düzleminde ortaya çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Yani, ekonomik ve askeri boyut siyaset etkisi bağlamında birbirine benzer etkiler yaratırken; siyasa etkisi açısından farklı seviyelerde etkili olabiliyor. Bu noktada siyaset ile siyasa arasındaki farkı bilmekte fayda var… Dolayısıyla ABD çeşitli şekillerde revize etse de II. Dünya Savaşından beri sürdüregeldiği uluslararası sistemik yapı eyleme biçimini bölgedeki müttefiklerini de devreye sokarak yürütebiliyor. 

Bunun en yakın örneği Ocak 2018'de Kuveyt'de gerçekleşen Irak'ın yeniden yapılandırılması toplantısı. Bu toplantıda Suudi Arabistan, Türkiye, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi pek çok ülke dönemin ABD Devlet Sekreteri Tillerson'ın katılımı ve koordinasyonunda toplanarak Irak'ın yeniden yapılandırılması konusunda ekonomik katkıda bulunma ve kredi açma sözü verdiler. Buyurun size bir alt-sistemik yapı koordinasyonu. Aynı şey bir müddet sonra Suriye için de gerçekleşecek…

Bir müddet sonra Suriye'nin yeniden yapılandırılması söz konusu olacak ve trilyon dolarlık bütçeden bahsediliyor. Benzeri bir koordinasyon Suriye için de oluşturulacak. Bu noktada Suriye'de etkin olan Rusya Federasyonu'nun ekonomik yönlendiriciliğinin ne denli etkin olacağını tartışmaya bile gerek yok. Zira Rusya Federasyonu bile belli bir seviyede Batı Yarıküre işbirliği içinde… Unutmayınız Moskova, Petersburg gibi şehirlerde ekmek arası Amerikan köftesi ve İtalyan Pizzasının çok kötü ve ticari taklidi olan o hamuru tüketiyorsunuz. Bunu 1980'de bir KGB görevlisi mesela Vlademir Putin'e söyleseydiniz en iyi ihtimalle üzerinizde judo teknikleri uygulamaya çalışırdı. Bir örnek daha vereyim ABD'nin ticari merkezi New York şehrinin yıllık Gayrı Safi Milli Hasılası (GSMH) 1,2 milyar dolar yani Rusya Federasyonu'nun toplam yıllık GSMH'sı kadar… 

İşte bu sistemik yapıda alt-sistem unsurları başat sistem unsurunun politik davranışını hibrit savaş ve diplomatik ilişkiler gibi yöntemlerle kendi lehine azami miktarda çevirerek, kendine yardım ilkesi çerçevesinde hareket etmek zorunluluğuna sahipler. Şu an Türkiye'nin yaptığı da bu… Bu süreçte sahada kazanılan avantajın masada da devam ettirilerek devletin bekasının ve gelecek nesillerin çıkarlarının korunmasını dilerim… 

Yorumlar