Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Suriye'de Güç Paylaşımı

29 Aralık 2017
Suriyede Güç Paylaşımı

Türkiye'nin Irak Türkleri ve Irak'ın Kuzeyi kadar önemli bir ikinci meselesi de Suriye… Şu anda ise Suriye'de bir şeyler oluyor. Rusya namlunu eski ve en bilindik adı Nusra Cephesi olan terör örgütüne çevirmiş durumda… Cihatçı örgütler bağlamında bakıldığında ABD'nin buna pek ses çıkarmaya niyeti yok gibi. Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov'un 2016'da Birleşmiş Milletlerde yaptığı bir basın toplantısında CNN Muhabiri ile girdiği atışmadan sonra sorulan soruya verdiği yanıta bakalım: Terörist gibi yürüyen, terörist gibi davranan, terörist gibi duran herkes demişti Lavrov. Peki soru neydi? CNN Muhabirinin sorusu Suriye'deki teröristler kimdir olmuştu. 

Rusya'nın bu tanımlamasının ardından kısa bir süre sonra Nusra Cephesi de Suriye'deki tanımlı terör örgütleri listesine alındı. Bu girişimin ardından Nusra Cephesi adını önce Arhar eş Şam ardından da Şam'ın Fethi Cephesi olarak değiştirip el Kaide ile bir bağlantısının kalmadığını açıklamak yoluyla bu terör listesi meselesinden uzaklaşmaya çalıştı. Ancak dün (27.12.2017-Çarşamba) Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov sırada Nusra Cephesinin olduğunu söyledi. Bu hususta Suriye ve Rusya kuvvetlerinde de olağanüstü bir hareketlenme yaşanıyor bölgede. 

Bu noktada ABD'nin tutumunu da gözden geçirmekte fayda var. Öncelikle ABD Suriye'de kaybeden taraf değil. Bunu bir belirtmek lazım. Gerekçe de şu; hep anıyorum olayların yeni başladığı dönemde dönemin ABD Devlet Sekreteri Hillary Clinton Suriye ile askeri ve diplomatik ilişkilerinin bu ülkenin yönetimine tesir edecek seviyede olmadığı için bunu Arap Ligi ve Türkiye'den beklediklerini alenen ifade etmişti. Şimdi gelinen noktada ABD'nin çeşitli kaynaklara göre değişiklik arz etmesinden dolayı benim ondan fazla demeyi tercih ettiğim askeri üssü mevcut. Suriye'nin yeniden yapılanma sürecinde de söz sahibi bir ülke. Dolayısıyla ABD daha fazla olmak kaydıyla, hem ABD hem de Rusya etkinlik alanını genişletme sebebiyle kazanan taraflar. 

Şimdi kim daha fazla kazanacak, kazanmaya devam edecek savaşı veriliyor. ABD muhalifleri kontrol ederek bir dönüşüm sürecinin yaşanmasını istiyor. Rusya da Esad'ı sonuna kadar destekleyemeyeceğini, Suriye Devlet Başkanının desteklenmesinin belli şartlar dahilinde olduğu defalarca açıkladı. Yani mücadele aslan payını alma, alabilme mücadelesi. Burada Suriye Devlet Başkanı Esad da dahil olmak üzere Suriye'deki figürler de tabir yerindeyse satranç tahtasındaki taşlardan ibaret. 

Gelelim Türkiye'nin pozisyonuna… Türkiye hayli savrulan bir politika izledi bu süreçte. Bunun iki nedeni var birincisi, devletin gücünü dayayacağı ekonomik faaliyetlerin yoğun bir şekilde üretim ekonomisinden finans ekonomisine kaydırılarak dışa bağımlılığın hayli artması ikincisi de geleneksel ittifak ilişkileri çerçevesinde kurulan ilişkilerin krize girmesinden dolayı yaşanan ikilem. 
Şimdi hemen gerçekleştirilen harekatlar örnek gösterilip, yönlendirici güç söylemini kullanacaklar için küçük bir hatırlatma! Ortalama 50 km derinlikte lojistik hat uzunluğuna sahip, bir harekâtın gerçekleştirilmesi Türkiye gibi bir güç için gayet olağan bir durumdur. Üstelik harekatın gerçekleştirilmesi iç güvenliğin sağlanması için çok verimli sonuçlar doğursa da Suriye politikasında yönlendiricilik hususunda ne denli etkili olmuştur o da ayrı bir tartışma konusudur. 

Gelinen aşamada Türkiye'nin pozisyonunu seçme konusundaki zorluğu geçerliliğini koruyor. Söylem bağlamında ABD'nin de kullandığı Esad gitmeli ifadeleri en sert şekliyle ortaya konurken, eylem bağlamında Esad'ı destekleyen Rusya ve İran eksenli politikalar yürütülmeye çalışıyor. Çalışılıyor ifadesi bilinçli olarak seçildi zira Rusya tarafından yapılan ABD ve Türkiye Suriye'ye saygı duymalı ifadesi hafife alınacak cinsten değil. Türkiye bu noktada iki seçeneğe sahip ya halk tabiriyle anılacak olursa iki cami arasında beynamaz olacak ya da bölgesel güç ağırlığını kullanarak bir kilit taşı rolü üstlenecek. Burada sihirli kelime ise itidal. Karar alıcıların işi hayli zor bu kesin bir gerçek. Zira çok bilinmeyenli ve aktörlerin sık sık değişerek politika uyguladığı bir alanda strateji geliştirilmek zorunda. 

Esad'ın aleyhinde kullanılacak ifadeler PYD meselesi açısından önem kazanıyor. Zira PYD'nin Rusya, Türkiye ve İran'ın öncülüğünü yaptığı Suriye Barış görüşmelerinde olmayacağı açıklandı. Bu Suriye meselesinde Türkiye'nin uzun zamandan beri elde ettiği önemli bir diplomatik başarı. Bazı eleştiriler geliyor bu duruma PYD olmasa da görüşleri masada olacaktır diye. Bunun benzeri bir görüşü aylar önce paylaştım bu köşede. Ancak bir örgütün kurumsal kimliğinin bulunmayışı o örgütün görüşlerinin ve dayanak noktalarının zayıflatılması için de önemli bir girişimin başlangıcıdır. İşte bu noktada söylem devreye giriyor. Esad aleyhinde kullanılan ifadeler PYD'yi bir vatan haini olarak tanımlayan Esad yönetimi için de sorun teşkil edecek doğal olarak. 

Peki Esad'ın durumu ifade edilmemeli mi? Diplomasi süreç yönetme ve yönlendirme sanatıdır. Bu sanatın temel amacı da ülkenizin çıkarlarının doğrultusunda bir sonuç elde edilmesidir. Jeo-politik bir yaklaşım koyalım burada ortaya sorunların etkisi tıpkı faydalar gibi coğrafi yakınlıkla ilgilidir. Yani Suriye'deki olaylar ne ABD ne de Rusya'yı ilk olarak Türkiye'yi etkileyecektir. Buna ulaşmak için de gerekli tedbirlerin alınması kısa dönem etkili söylemlerden çok daha önemlidir. Türkiye'nin Irak'ın Kuzeyinden başlayarak Suriye'nin Kuzeyinden geçip Akdeniz'e açılacak bir terör koridorunun oluşması durumunda yaşayacağı stratejik sorunları tartışmaya bile gerek yoktur. ABD'nin PYD'ye yoğun desteği dikkate alındığında, Esad PYD için gerekli sözleri söylemişken, Amerikan politikaları ile ortak paydada buluşmak Türkiye'nin stratejik çıkarları açısından ne denli gerekli ve geçerlidir?

Yorumlar