Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Ne Olacak Şimdi?

29 Eylül 2017
Ne Olacak Şimdi?

Irak'ın kuzeyindeki de facto yapıda sözde referandum gerçekleştirildi. Sözde diyorum zira, meşruiyetine dair pek çok kaygılar söz konusu… Daha referandum gerçekleşirken de facto yapının ikinci adamı Neçirvan Barzani, bu referandumun yapılması hemen 26 Eylül 2017'de bağımsızlığın ilan edileceği anlamına gelmiyor dedi. Pek o vakit sormazlar mı referandumu ne diye yaptınız diye? Cevabı daha önce bu köşede vermiştim tekrar edelim: Güçlülük imajı yaratmak. Zira Barzani artık açık bir şekilde basına yansıdığı gibi kendi memurunun maaşını bile başta Türkiye olmak üzere çeşitli devletlerden aldığı kredilerle ödemek durumunda olan bir siyası figür. Bu görüşün en önemli desteği ise geçen gün görevden alınan Kerkük'ün eski valisi Necmettin Kerim tarafından dile getirildi. Bağdat hükümetinin memurların maaşını ödemesi konusunda bir zorluk çıkarmayacağını umuyoruz dedi görevden alındığı halde koltuğu işgal eden eski vali. Bu açıklama bile ne derece bağımlı olunduğunu gösteriyor. Ancak bunlar de facto yapı tarafından tabii çözülemeyecek meseleler değil. Aldığı desteği doğru yönlendirebilen bir siyasi yapılanma bunları aşmakta zorluk çekmeyecektir. Peki bunun önüne ne geçebilir?

Bu sorunun iki yönlü bir cevabı var: İlki Irak Hükümetinin kararlılığı, ikincisi ise başta Türkiye olmak üzere bölgedeki ülkelerin tutumları. Irak hükümeti şu an IŞİD ile olan mücadele konusuna dayanarak kendisi için başta ABD olmak üzere Batı ülkeleri nezdinde olumlu bir imaj oluşturmuş durumda. Bu IŞİD meselesi devam ettiği sürece böyle de olacak. Zira sık sık dile getirdiğim gibi IŞİD ile mücadele ABD-Rusya ve İran'ı belli bir ortak paydada birleştirdi. Peşmerge güçlerinin bu mücadeledeki yetersizliği de gözlerin Bağdat'a çevrilmesine neden oldu. Şimdilik kaydıyla Bağdat'ın eli güçlü.

Gelelim İran'a… İran; Suriye meselesinde hayli çaba sarfetmiş, sahada general rütbesinde kayıplar vermiş bir ülke. İdeolojik yapı olarak da tıpkı Suriye gibi IŞİD ile hayli ters bir konumda. Bu durum da yine Irak'ın kuzeyinde IŞİD'in yayılması konusunda İran'ın hassasiyetini gösteriyor. Bu hassasiyete dayalı olarak İran şimdilik kaydıyla bir bağımsızlık deklerasyonuna karşı duruyor. Tarihte bir örnek de kendi sınırları içinde oluşturulmaya çalışıldığı için hayli hassas. Ancak IŞİD sonrası dengeler nasıl değişir bunu söylemek çok zor… Dolayısıyla belli bir dönem kendi sınırları içindeki bölücü terör örgütü yapılarını görmezden geldiğini unutmadan mutedil bir ilişki seyri faydalı olacaktır. 

Türkiye bu hususta en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Zira yakın zamana kadar de facto yapıyla hayli derin ekonomik ve politik ilişkiler kuruldu. Bunun yanlışlığı da kabullenilmiş durumda. Bu denli derin bir ilişkinin, Türkiye'nin aleyhine bir girişimde bulunmayı engelleyemediği konusunda görüşler birleşiyor. Askeri seçenek dahil pek çok girişimin masada olduğu ifade ediliyor de facto yapıya yönelik olarak. Askeri seçenek bir hayli zor bir mesele gibi duruyor bu şartlar altına. Belli bir kısıtlılıkta ekonomik yaptırımların uygulanma girişimlerinin söz konusu olması ise büyük bir beklenti. Ancak, hükümet tarafından bu hususa yönelik olarak da kaygıların olduğu dile getiriliyor. Zira daha önce de belirtildiği gibi de facto yapıya amiyane tabirle hak ettiğinden daha üst seviyede bir değer verilerek neredeyse bir devlet muamelesi yapıldı. Bu muamele çerçevesinde de anlaşmalar imzalandı. Neçirvan Barzani bu hususa da değindi yakın zamanda vana Türkiye'nin elinde olabilir ama yaptığımız anlaşmalar var diyerek. Dolayısıyla bu söylem bağlamında Türkiye'nin de elinin hayli kısıtlı olduğunu tespit etmek zor değil. 

Gelelim ABD'ye… Sizin bildiğiniz adıyla ABD Dışişleri Bakanlığı, doğru tabiriyle Birleşik Devletler Devlet Sekreterliği sözcüsünün yapmış olduğu açıklama çok önemlidir. Zira IŞİD ile mücadelenin tam olarak nihayete erdirilmeyişinden dolayı sözde referandumun ertelenmesini talep eden ABD yetkilileri, gelinen noktada bu husustan üzüntü duyduklarını açıklamakla yetinmektedir. Bunun yanı sıra Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın, Barzani'ye yönelik yapmış olduğu açıklamaları ise bir tehdit olarak tanımlanmıştır.

Bu noktada ABD, şimdilik kaydıyla Barzani desteğini görünürde düşük seviyede tutacak ve IŞİD meselesi istenilen seviyeye geldiğinde desteği daha da artıracaktır. Rusya Federasyonunun yapmış olduğu Irak'ın toprak bütünlüğü çerçevesinde, tarafların temas halinde olması gerektiği açıklaması da bu anlamda bir içeriğe sahiptir.
Şu an konjonktürel uygunsuzluk nedeniyle, Irak'ın kuzeyinde bağımsız bir devlet mümkün değildir. Ancak bugün başta Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin uyguladığı/uygulamadığı politikalar olmak üzere, Irak ve İran'ın atacağı adamlar gelecek dönemi şekillendirecektir.

Şu ana kadar görünen de açıklamaların icraata yönelik olmadığıdır. Bu durumda, konjonktürel uygunluğun oluştuğu anda bağımsızlığın ilanı mümkündür. Elbette Türkmenlerin durumu da tam bir asimilasyon konusu olacaktır. Böyle bir asimilasyon başlangıcı Türkiye Cumhuriyeti'nin Dış Türkler konusundaki pozisyonunu ortaya koyduğu gibi, önemli petrol kaynaklarından biri olan Kerkük ve havalisindeki muhtemel hâkimiyetin de başlamadan nihayete ermesi demektir.

Unutulmamalıdır ki; yakın havza kuş uçuşu üç bin kilometre uzakta olan Amerikan müttefiki Suudi Arabistan ya da Katar değil, varlığı 2014'te fark edilen Suriye Türkleri ile varlığı bilindiği halde kıl kıpırdatılmayan Irak Türkleridir. Bu devletimizin hâkimiyet alanının sigortasıdır. Nasıl ki evlerimizde yüksek voltajın çıkaracağı yangınlardan hemen kapımızı girişindeki sigorta panelleri sizi koruyorsa, Suriye ve Irak Türkleri de Güney ve Güneydoğu sınırlarımıza bu vazifeyi görmektedir. Suudi Arabistan ve Katar gibi devletleri yakın havza zannederek sigorta sanmak evinizin yükselen voltajını aşağı mahalledeki evin kapısında duran sigortanın engellenmesini zannetmektir. Bu gelişmeler ışığında hayli yüksek sesle dile getirilen ifadelerin önümüzdeki bir iki yıl içinde son derece kısık hale geleceğini söylemek mümkün, buradan bakınca olacak bu gibi duruyor. 

Yorumlar