Özdemir Akbal Özdemir Akbal

Katar Meselesinde Bugün Yaşananlar, Dünün Sonuçlarıdır!

14 Temmuz 2017

İşte size Aralık 2015'ten bazı başlıklar; “İslam Ordusu Koalisyonuna Katılan Ülkeler”, “İslam Ordusu Kuruldu”, “Suudi Arabistan İslam Ordusunun Kurulduğunu Açıkladı”. Hatırladınız mı bu başlıkları? İki buçuk yıl önceydi bu başlıklar atıldığında. Suudi Arabistan'ın Savunma Bakanı ve o dönem veliaht prens naibi olan Muhammet bin Salman, kocaman bir sahnede, önünde Suudi Arabistan bayrağının bulunduğu bir kürsüde, arkasında 34 ülkenin bayrakları olduğu halde, teröre karşı koalisyonda İslam ülkelerinin de bir alt koalisyon oluşturarak varlığını göstereceğini açıklamıştı. Bu yapılanmanın ardından Türkiye her türlü katkıya açık olduğunu belirtmişti. Ben de 1 Ocak 2016 yani 2016 yılının ilk gününe denk gelen bu köşedeki yazımda şunları demiştim: 

“Dışişleri Bakanlığından Suudi Arabistan'ın teröre karşı oluşturduğu koalisyona her şekilde katılacağız açıklaması adeta bir açık çek. Henüz ortada teröre karşı koalisyonda bulunduğu ya da bulunacağı iddia edilen ülkelerin imzaladığı bir mutabakat yok. Yani hangi ülke kime neden ve ne şekilde terörist diyor bilmiyoruz. Anlıyorum terörist deyince bir şekil canlanıyor gözümüzde mesela benim gözümde canlanan siyah tulumlu, siyah bereli, sakallı, haki renkte hücum yelekli bir adam IŞİDçi oldu benimki. Ya sizinki? Bizim gözümüzde canlandığı gibi resmi tanımlamada da terör konusunda bir mutabakat yok. Yani birinin terörist dediğine diğeri özgürlük savaşçısı diyebiliyor ya da hiç ses çıkarmıyor. Ses çıkarmıyor demişken, teröre karşı İslam ordusu kurarak bir koalisyon oluşturan Suudi Arabistan'ın ya da askeri işbirliği içinde bulunduğumuz Katar'ın PKK denen eli kanlı bölücü örgütü kınayan açıklamalarına rastlanır mı? Cevap galiba hayır. Hani biz her şekilde katılacağız koalisyona da koalisyon daha mutabakatı imzalamamış sanırım. İyi de ne bu acele? Yani Allah aşkına otuz küsur yıllık terörle mücadele deneyimi olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir personeline Katar ya da Suudi Arabistan ya da Bahreyn ordusu personeli ne öğretecek? Pek öğretecek bir şeyi olmaz. Ya bizim askerimizin onlara öğreteceği çok şey var. İyi güzel karşılığında ne alınacak o belli değil. Şu aşamada ver ama alma alır gibi yap anlaşması demek mümkün görünüyor bilinenler ışığında. Ayrıca Suudi Arabistan'ın da Katar'ın ABD ve İngiltere ile olan yakın bağları ortada. Her ikisinin kuruluşundan itibaren hem askeri hem de ekonomik olarak önce İngiltere sonra da ABD ile ilişkileri çok derin bir noktada. Suudi Arabistan ABD ilişkileri o kadar derin ki, vefat eden ve bizim de vefatı dolayısıyla milli yas ilan ettiğimiz Kral Abdullah döneminde Amerikan Başkanı Obama'nın ricası dolayısıyla Riyad günlük petrol üretimini on milyon varilin üzerine çıkarmama kararı aldı”

Evet! Gelelim 1 Ocak 2016'da sorulan bu soruların cevaplarına. Tarih 14 Temmuz 2017. Tekrar edelim; bu girişimin üzerinden iki buçuk yıl geçti! Koalisyon ne durumda? Türkiye, daha sonra çıkan krizde Katar'a yoğun destek verdi. Katar koalisyonla bozuştu. Türkiye verdiği desteğin dozunu azaltıp Katar hükümeti isterse üssü kapatırız diyerek durumu kotarma vaziyetinde. Söz konusu teröre karşı koalisyon üye ülkelerinden hangisi halen binlerce sivil, asker, polis, kadın, çocuk, öğretmen kanı elinde duran bölücü terör örgütü ile mücadelede destek veren bir açıklama yaptı? Cevap verelim yok! Burada açıklama beklenecek en önemli iki ülke Mısır ve Suudi Arabistan zira yukarıda abartılı bir ifade ile İslam ordusu diye tanımlanan yapılanmanın ana omurgasını askeri olarak bu iki ülke oluşturuyor. Her iki ülke de İhan-ı Müslimin ile mücadele dolayısıyla Katar karşıtlığı konusunda birleşti. Türkiye, Katar'ı açıktan bu derecede desteklemeye devam ettiği sürece de, ne Suudi Arabistan'ın ne Mısır'ın Türkiye'nin stratejik çıkarları konusunda yumuşaması mümkün değil. Demek ki bizim büyük bir heyecanla katılacağımızı açıkladığımız bu koalisyonda bizim en önemli sorunumuzla ilgili bir duyarlılık yok! Katar ile yapılan askeri anlaşma ve o tarihte kurulması planlanan, şimdi de asker gönderdiğimiz üssün temel amacı da bu şekilde vatandaş tarafından anlaşılmıştır umarım. Daha net ve tane tane izah edelim; Katar'daki askeri üs, bu koalisyonun önemli destek noktalarından biriydi. Yukarıdaki 1 Ocak 2016 tarihli yazımdan alıntıladığım bir cümleyi dikkatinize mazhar olması için bir kez de buraya koyayım: “Ayrıca Suudi Arabistan'ın da Katar'ın ABD ve İngiltere ile olan yakın bağları ortada. Her ikisinin kuruluşundan itibaren hem askeri hem de ekonomik olarak önce İngiltere sonra da ABD ile ilişkileri çok derin bir noktada. Suudi Arabistan ABD ilişkileri o kadar derin ki, vefat eden ve bizim de vefatı dolayısıyla milli yas ilan ettiğimiz Kral Abdullah döneminde Amerikan Başkanı Obama'nın ricası dolayısıyla Riyad günlük petrol üretimini on milyon varilin üzerine çıkarmama kararı aldı.” Yani diyor ki yazar burada, Suudi Arabistan ve Katar ile olan ilişkimizi kamuoyundaki dini hassasiyeti yüksek vatandaş aracılığıyla bir sosyal medya fetih hareketi şeklinde düzenlerken; Anglo-Protestan Hıristiyan'ın bir ifadesi bu Suudi Arabistan ve Katar için kabul gören talepler haline dönüşüyor. Dolayısıyla dış politikada hükümetler ve hükümetlerle bağlı kurumlar, oluşturulan ilişkilerde dinden ziyade çıkar ve güç ilişkisinin merkeze alındığı bir dünyada yaşıyor. Hem Suudi Arabistan hem de Katar bu denli ABD ve İngiltere ilişkisi içindeyken lütfen biraz itidal. 

Güncelleştirerek örneklendirelim. Yine bu köşede 16 Haziran 2017'de ABD-Katar silah anlaşması ile krizin artık dönüm noktasına geldiğini bu işin çözümünün ABD moderatörlüğünde olacağını, Türkiye'nin geleneksel dış politikasına geri dönüp arabulucu rolünü üstlenmesi gerektiğini ifade etmiştim. ABD Devlet Sekreteri Tillerson'ın açıklamaları da bu durumun böyle olduğunu ispatladı. Tillerson 11.07.2017'de Türkiye'ye geldi. İlişkilerimizin iyi olması gerektiğini söyledi ve nereye gitti? Suudi Arabistan'a! Suudi Arabistan'da iki buçuk yıl önce teröre karşı koalisyon açıklaması yapan Muhammed bin Salman, yani şimdiki kralın oğlu ve o dönem veliaht prens naibi, veliaht prensin unvanının alınmasıyla yeni kral adayı oldu. Tillerson-Prens Muhammed görüşmesinde de bölgenin istikrarının önemli olduğu ve bunun sürdürülmesi gerektiği ifade edildi. Yani Suudi Arabistan da Katar krizinde daha önce belirttiğim gibi pozisyonunu güncelleyecek ve bir orta nokta bulunacak. Bu görüşmenin hemen ardından Arap Ülkeleri Enformasyon Bakanları toplantısı yapıldı bölgenin güvenliğinin önemli olduğu istikrarın korunması gerektiği söylendi. İki buçuk yıllık süreç bize şunu göstermeli;

1) Devletler arası ilişkiler güç ve çıkar üzerine kuruludur
2) Devletler arası ilişkilerde sürekli dostluk ve düşmanlık yoktur
3) Devlet adamları kararlarını alırken itidalli bölgesel ve küresel dinamikleri gözeten şekilde kararlar almalıdır

Yorumlar