Özdemir Akbal Özdemir Akbal @ozdemirakbal

PYD'nin Hatası ve Türkiye'nin Fırsatı

02 Haziran 2017
PYDnin Hatası ve Türkiyenin Fırsatı

PYD ile IŞİD unsurlarının Rakka'dan Palmira'ya doğru yöneldiğine dair haber, 31 Mayıs 2017 itibarıyla  bizzat Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından verildi. Yani PYD ile IŞİD'in irtibat kuran iki örgüt olduğu doğrulanmış oldu. Bunu da geçelim, PYD'nin IŞİD ile mücadele ettiği söylemine dayalı olan bölgeye dönük Amerikan dış politikası da Lavrov tarafından yalanlamış oldu. Bu aşama PYD için önemli bir stratejik hata, Türkiye'nin yeni bir politik dönem başlatabilmesi için de muazzam bir fırsattır.

ABD'nin ağır silah göndermeye başladığı, Rusya'nın desteğini açık bir şekilde sağladığı bir terör örgütü, mücadele etmesi beklenen bir terör örgütüne, hayat alanı sağlamak üzere yol veriyor. Bunu IŞİD ile her türlü mücadele içinde olduğunu söyleyen Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı duyuruyor, bu süre zarfında ABD'nin tavrında da en ufak bir değişiklik emaresi ortaya çıkmıyor. Lavrov, Ekim 2014'te Birleşmiş Milletlerde yaptığı konuşmada açık bir şekilde IŞİD'in terörist bir teşkilatlanma olduğunu belirtmişti. O tarihten bu güne kadar da Rusya'nın tutumunda herhangi bir değişiklik söz konusu olmadı. Yakın tarihlerde ABD'de de IŞİD ile ilgili olarak gerek dönemin Devlet Sekreteri Kerry gerek de dönemin Başkanı Obama tarafından benzeri açıklamalar yapıldı. Dolayısıyla Suriye meselesinde IŞİD'in bir terörist örgüt olduğuna dair mutabakat söz konusu. 

Lavrov'un bizzat ifade ettiği PYD'nin, IŞİD'in Palmira'ya ulaşması için yol verdiği haberi, Türkiye için önemli bir hareket alanı kazandırıyor. Umalım ki dış politika yapıcılar bunun farkındadır. Zira, PYD Türkiye için önemli bir tehdit. Hem ABD hem de Rusya PYD'nin IŞİD ile mücadele konusunda önemli ve en rasyonel tercih olduğu için desteklendiği görüşünü belirtiyor. Fakat PYD, IŞİD karşısında bu davranışı ile stratejik bir hata yaptığı gibi, diplomatik ve askeri yöntemler, doğru ve yerinde kullanılırsa çöküşünün başlangıcına bile imza atmış olabilir. 

Bu aşamada Türk dış politika yapıcılara çok büyük bir iş düşüyor. Öncelikli olarak gerekli kanallar vasıtasıyla konunun teferruatlı bir şekilde incelenmesi için temaslarda bulunulması gerekir elbette. Ancak, bir terör örgütünün bir başka terör örgütü ile mücadelede ne derecede etkin kullanılması söz konusu olabilir sorusunun en net cevabı yine ilgili stratejinin öznesi olan terör örgütü tarafından hâlihazırda verilmiş durumda. Bu cevaba dayalı olarak da Türkiye'nin gerekli tedbirleri alma ve çıkarlarını koruma yönünde faaliyetleri icra etme hakkı doğmuş bulunuyor.

Bunun yapılabilmesi için de öncelikli olarak iç politikada biraz sessiz kalmak, kürsü popülaritesinden ferâgat etmek mühim. Son dönemde özellikle partizanlar arasında perde gerisinden devletin yönetildiği imaları ile kendi partilerinin ne denli güçlü olduğunu ifade etmeye çalışan söylemlere rastlanıyor. Bu noktada net bir ifade kullanalım: Devletleri devlet organları yönetir. Bu anlamsız ve mantıktan uzak algı zemininin Türkiye'yi takip ve analiz eden yabancı uzmanlar tarafından da işe gelen bir şekilde değerlendirildiği, bunun aslında bir iç politik çekişmenin türü olarak görülüp, bölgede çıkarları olan devletlerin de stratejilerini kurmada bu zafiyetten faydalanma ihtimallerinin olduğunu da belirtelim. 

Türkçesi, adı sanı ne olursa olsun, ima yoluyla üstü kapalı devlet idare ediliyor söylemiyle ortaya çıkış, yabancı analistler elinde “Türk Devleti idaresi partiler arasında bölünmüş bir halde ve çekişme halindeler” şeklinde analiz edilerek üstlerine iletiliyor olabilir. Bu da burnumuzun dibine gelen fırsatların partizan davranışlar dolayısıyla kaçırma ihtimalini de artırıyor. Şu an itibarı ile, PYD'nin en önemli iki destekçisinden biri olan Rusya Federasyonu Dışişleri Bakanı Lavrov tarafından bizzat yapılan açıklamanın bir dönüm noktasına dönüştürülebilmesi yine Türk siyaset yapıcıların elindedir. Bir meclis oturumu ile, Türk Devletinin kararlığının bu konu üzerinde bir milli mutabakat vasıtasıyla ilân edilmesi, bunun partizan bir politika değil devlet bekâsı ile ilgili bir durum olduğunun belirtilmesi, PYD destekçisi ABD ve Rusya'ya verilecek en net mesaj olacaktır. 

Bu kararın ardından gerçekleştirilecek olan operasyonlarla bertaraf edilecek terörist unsurlar da hem Rusya hem de ABD için bu milli mutabakata dayalı ne denli net hareket edilebildiğini gösterecektir. Böylece Türk Devletinin milli mutabakata dayalı azim ve kararlılığı, içine girilmiş olan bu sarmalın kırılması için bir vesile olabilir. Söz konusu fırsatı değerlendirmek de, gelecek nesillerin kaderine olumlu bir katlı yapabilmek de elinde mührü taşıyanların sorumluluğundadır. 

 

Yorumlar