Özdemir Akbal Özdemir Akbal

ABD'nin Saldırısı Sonrası

18 Nisan 2017
ABDnin Saldırısı Sonrası

ABD'nin 7 Nisan 2017'de Suriye'nin Şayrat Üssü'ne yaptığı saldırı ile uluslararası politik arenada bir heyecan dalgası yayıldı. Bazı değerlendirmeler, saldırının yeni bir dünya savaşının başlangıcı olduğunu ifade ederken; bazı değerlendirmeler de ABD'nin Esad'ı devirmek amacıyla beklenen operasyonu başlattığı yönündeydi. Ancak bu heyecan dalgası çok çabuk geçti. Tabii geçerken de arkasında bazı etkiler de bıraktı. Öncelikle, sadırının henüz ilk anlarında doğrudan ABD'nin yetkilileri tarafından yapılan “tek seferlik” açıklaması ve saldırıdan önce Rusya'nın bilgilendirildiğinin ifade edilmesi bile; Türkiye'de konunun yorumlanmasında yeterli veri olarak değerlendirilmedi. Hükümet yetkilileri ABD'nin saldırısının desteklendiğini hatta yeterli olmadığını devamının gelmesi gerektiğini belirten açıklamalar yaptılar. 

Saldırının gerçekleşmesinden sonraki ilk saatlerde, 
1)Saldırının yapılış şekli
2)Saldırı sonrası açıklamalar
3)Harekâttan muhtemel beklentiler

Açısından, ABD'nin Esad'ın devrilmesini bir yana koyun, zarar görmesini bile istemediği bir saldırıyı düzenlediği aşikârdı. Zira amaca ulaşmak için gerçekleştirilen hiçbir saldırı, saldırgan hedefini uyardıktan sonra başlatılmaz. Bu noktada Trump;
1) ABD kamuoyunda erozyona uğrayan imajını güçlendirmek (sağlık sigortası yasa tasarısının, göçmen yasasının, çeşitli atamalarının reddi ve seçimlere Rus müdahalesinin olduğu iddiaları)
2) ABD kamuoyunun tartışma merkezini kendi üzerinden çekmek
3) Batı Yarıküre ülkelerine ABD'nin askeri güç kullanımı opsiyonunun olduğunu göstermek amacıyla bu saldırıyı düzenlemiştir. 

Bu saldırı sonrası Esad'ı destekleyen bloğun önde gelen iki ülkesi Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyini toplantıya çağırmış, sonuç olarak da bölgede tansiyonun artmaması gerektiği görüşleri öne çıkarılmıştır. Saldırı bir turnusol kâğıdı testi gibi söylem bağlamında da olsa, kimin ne tarafta olduğunu göstermesi adına da önem arz etmektedir. Batı Yarıküre ülkeleri ve Suudi Arabistan bölgesel liderliğindeki ülkeler, saldırının hemen ardından, ABD taraftarı açıklamalar yaparken; son dönem politikasında Rusya'yı bir alternatif olarak gösteren Türkiye'de saldırıyı onaylayarak tarafını ya da bir başka deyişle geleneksel politik tutumunu ortaya koymuştur. ABD saldırısının ardından, Rus tarafından yapılan kontrollü açıklamalar ve ABD'nin üzerine basarak saldırının tek seferlik olduğu, Rus tarafının bilgilendirdiği söylemine rağmen, Türk siyaset yapımcılar saldırının yerinde olduğu, daha fazla olması gerektiği söylemlerini iç politik mahfillerde dile getirirken, Rusya konuyu yakından takip etmiştir. 

Şayrat Saldırısı sonrası hem ABD hem de Rusya karşılıklı açıklamalar ve BM nezdinde görüşmelerle tansiyonu düşürmüş, son olarak da Tillerson ve Lavrov Çarşamba günü (12.04.2017) yaptıkları basın toplantısıyla, tarafların birlikte çalışmasından tüm dünyanın kazançlı çıkacağı mesajını vermiştir. Verilen bu mesajla aslında 2013 yılından itibaren uygulanan, IŞİD'in çevrelenmesi politikasından bir değişiklik olmadığı hem ABD hem de Rusya tarafından bir kez daha onaylanmış durumdadır. Bu noktada bölgesel hegemon konumundaki Suudi Arabistan ve İran kendi açılarından olayı kurgulama çabası içindeyken, İran'ın tezleri açısından konuya bakıldığında, Tahran'ın Riyad'a göre bir adım önde olduğunu söylemek mümkündür. Ancak Türkiye için durumun, Astana sürecine nazaran daha sıkıntılığı olduğu söylenebilir. Zira, ABD'nin Şayrat saldırısına, Washington niyetini açık bir şekilde belli ettiği halde, aşırı derecede destekleyici yaklaşan Türkiye, Rusya'nın stratejik çıkarlarının her an karşısında olabileceği kartını açmıştır. Bu kartın açılması gergin devam eden Türk-Amerikan ilişkilerinin iyileşmesi için bir adım olarak Washington tarafından görülmemiş; dahası Moskova da ilişkileri düzelme aşamasındaki ülkenin kriz anındaki pozisyonunu görerek tedbirini almıştır.  

Yediler Grubu'nu oluşturan ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Japonya ve Kanada, Şayrat Saldırısından kısa bir süre sonra Esad'ın gitmesi gerekliliğini belirten bir açıklama yapmıştır. Ancak, bu açıklama yapılırken Almanya, Suriye'ye yönelik bir askeri harekâtın içinde olmayacaklarını belirtmiş, diğer üyeler ise şifahi destek açıklamaları ile yetinmiştir. G-7 üyesi ülkelerin dünya gayrı safi hasılasının %63'ne yani yaklaşık 260 trilyon dolarlık bir ekonomiye sahip olduklarını hatırlatmakta yarar vardır. Bu açıklamalar, ABD'nin bir askeri harekâtla Esad'ın devrilmesine ne denli uzak olduğunu gösterirken, tarafların Esad'ın diplomatik ve politik yollarla gitmesi konusunda da ne denli uzlaşı içinde olduğunu da gözler önüne sermektedir. 

Rusya ve İran'ın askeri olarak da desteklediği Çin'in ise diplomatik destek seviyesinde kaldığı diğer blok ise, bu yazının yayınlandığı gün somut bir adım atacaktır. Moskova'da gerçekleşmesi beklenen Rus, İran ve Suriye Dışişleri Bakanları toplantısı önem arz etmektedir. Muhtemelen toplantıda, Rusya'nın Esad'a desteğinin sınırsız olmadığı bir kez daha dile getirilerek, yukarıda isimleri anılan ülkelerin, politik, ekonomik ve askeri çıkarlarına en uygun sürecin ele alınması söz konusu olacaktır. Bu şartlar altında Türkiye'nin tutumu; maalesef dengeleri gözetmekten uzak, bölgenin reel politik gerçeklerini değerlendirmek yerine, anlık şifahi açıklamalarla salınım halinde ortaya çıkmaktadır. Bu durum da hem Rusya hem de ABD tarafından olması gerekenden daha az önemsenen bir vaziyette açıklamaların dikkate alınmasıyla sonuçlanmaktadır. 

Şayrat Saldırısı sonrası net bir şekilde ABD'den yana tavır sergileyerek, saldırıların sürmesi gerektiği yönünde yapılan açıklamalardan sonra, ABD ve Rusya politika yapıcılarının eski eksene dönmeleri üzerine söylem maalesef geçerliliğini yitirmiş durumdadır. Türkiye bu tutumu ile Astana sürecinde kazandığı geçici mevziiyi elinde tutma konusunda büyük bir sorunla yüz yüzedir. Rusya Büyükelçisi Karlov suikastına rağmen ilişkilerin sürdürülmesi yönünde tavır sergilenmesi, ABD yanlısı açıklamalardan sonra Rus politika analistleri tarafından daha dikkatli ve temkinli izlenmektedir. Ayrıca ABD de Suriye meselesinde tam mutabakat sağlayamadığı Türkiye'ye mesafeli yaklaşmaktadır. Bu cümleden olarak Türkiye bir an önce bölgedeki etkisini kullanabileceği, taraflar arasında arabulucu ve geliştirici rolünü, sakin, itidalli bir tavırla sürdürme politikasını tercih etmelidir. 

Yorumlar