Gözde Kılıç Yaşın Gözde Kılıç Yaşın @GzdKlcYsn

Patrikhane, Atina, Moskova Çatışması Gölgesinde Yunanistan’da Anayasa Değişikliği

03 Şubat 2019
Patrikhane, Atina, Moskova Çatışması Gölgesinde Yunanistanda Anayasa Değişikliği

Yunanistan, anayasasında değişikliklere gitme girişiminde ve değişikliğin en çarpıcı yanı din ve devlet işlerini birbirinden kesin çizgilerle ayırmak olacak. Hukuk devletinin kuvvetlendirilmesi ve özgürlüklerin genişletilmesi ana prensibiyle yapılacak değişiklik, cumhurbaşkanının halkoyuyla seçilmesi, milletvekillerinin sadece iki dönem için seçilmesi, başbakanın milletvekili olması zorunluluğu gibi yenilikler getiriyor. Ancak bunlara göre referanduma gidilmesini gerekli kılacak seçeneklerin arttırılması ve laiklik çizgisine kayışı düzenleyen değişiklikler daha dikkat çekici görünüyor. Çünkü devletin din alanındaki tarafsızlığının pekiştirilmesi de altı çizilen prensiplerden biri. Eğer bu prensip, başkaca nedenleri gizlemek için belirlenmemişse Batı Trakya Türklerinin, Yunanistan’ın deyimiyle Müslüman Helenlerin ve Yunanistan’ın diğer bölgelerinde yaşayan Türkler ile diğer dini azınlıkların hak, özgürlük ve hukuklarının işleyişinde büyük çağdaş gelişmeler de bekleyebiliriz. Azınlıklar söz konusu olunca beklentiye girmemek gerekir. (Müftülük makamının statüsüne dönük yetki azaltma çabaları ise süregelen bir süreç.) Bu makalede ise “başkaca nedenleri” analiz edeceğiz. Fener Rum Patrikhanesinin Yunanistan’daki anayasa çalışmalarına verdiği şiddetli tepki ve konjonktürel gelişmeler, sıradan bir anayasa değişikliğinin söz konusu olmadığı izlenimi veriyor.

Değişiklikte referanduma gidilecek durumların çeşitlendirilmesi ayrı bir inceleme konusu.[1] Referandum konusu, Makedonya isim anlaşmasının Yunanistan’da yürürlüğe girmesiyle bağlantısının kurulması durumunda yeni tartışmalar doğuracaktır. İsim Anlaşması/Prespa Anlaşması’nın yürürlüğe giriş koşullarını Makedonya büyük ölçüde karşıladı ve sıra Yunanistan’a geliyor. Yunanistan Savunma Bakanı Pannos Kammanos zaten mevcut durumda da referanduma gidilmesini savunuyordu. Bu çok hassas konuda eski Dışişleri Bakanı’nın[2] konuyla ilgisiz olması gereken kişilere verdiği vaatlerin ne ölçüde Çipras’ı bağlayacağı belirsiz ama zaten Anlaşmayı parlamentodan geçirme ihtimali yok gibi. Parlamentodan geçmeyen bir hususun sandık güvenliği sağlanmış bir referandumda halkın onayını alması daha da düşük olasılık. Konu Çipras’ın iktidarına mal olabilir. Ama Kıbrıs sorunu gibi halkına, parlamentosuna kabul ettiremediği anlaşmayı, kendi lehine olan koşullar baki kalmak suretiyle yeniden müzakereye açma stratejisi izleniyorsa, gidişat farklı seyredebilir. O zaman da Makedonya Başbakanı Zoran Zaev hayırla yâd edilir.

Anayasada kilise ve devletin işlevlerinin net şekilde tanımlanması konusu ise şimdiden bir takım anlaşmazlıklara yol açtı. Anlaşmazlık Yunanistan Kilisesi ile hükümet arasında değil. Çünkü aralarında bir mutabakat sağlandığı yapılan basın açıklamasından anlaşılıyor.[3] Ancak Fener Rum Patrikhanesi, kendi bilgileri dışında yapılan rahatsızlıktan duyduğu memnuniyetsizliği basınla da, Yunanistan’dan izahat vermek için gönderilen Bakan’la da, [4] Yunanistan Başbakanı Aleksis Çipras’la da paylaştı.

Yunanistan kilisesi bağımsızlığını mı vurguluyor?

Yunanistan’da iktidarda bulunan Syriza’nın değişiklik önerisi, Yunanistan Anayasası’nın 3. maddesini doğrudan ilgilendiriyor. Yeni anayasada Ortodoksluk inancının devletin resmi dini olduğu hususu korunacak ancak devletin dini açıdan tarafsız bir tutum takınacağı belirtilecek ve din-devlet ilişkileri kesin bir dille ayrılacak. Tüm resmi kurum ve kuruluşlarda dini yeminin yerini sivil yemin alacak. Aleksis Çipras, hem Ocak 2015 hem de Eylül 2015 seçimlerinden sonra parlamento töreninde dini ritüel istemediği, sadece yemin ettiği hatırlanacaktır. Kritik olan yeniliklerden bir diğeri ise din görevlilerinin maaşlarının devletin aylık ödeme planından çıkarılarak Kilise’ye bağlı bir fona aktarılacak ödenekten karşılanacak olması.

Din görevlilerinin yıllık maaşlarının tutarının 210 milyon Euro olduğu belirtiliyor, anlaşılan bu rakam yıllık ödenek olarak verilecek. Basına yansıyan bilgilerde denk gelmediğimiz husus ise devletin Kilise’ye bağlı fona aktarım yapıp yapmayacağı hususu. Nitekim son Soros krizinde, Dışişleri Bakanlığının bütçesinden Kilise’ye para aktarıldığı, eski Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias tarafından açıklanmıştı. Yani düzenlemenin mali bağı kesmediği ama din adamlarının devlet memuru sayılmayacağı yönünde şekillendiği izlenimi ediniliyor. Gerçi Kilise, özellikle sahip olduğu gayrimenkuller bakımından Yunanistan’ın en zengin kurumu. Bahsedilen fon ise 1950’lerdeki bir anlaşmaya göre devlet ve kilise arasında kurulan ve kiliseye ait arazilerden elde edilen gelirin aktarıldığı ve gelirin de yarı yarıya paylaşıldığı fondur. Yine düzenlemeye göre bir mal varlığı devlet tarafından alındığında, Kilise bu mal varlığına ilişkin iddialarını geri çekecek. Bu da Yunanistan Anayasası’nın Özel Mülkiyet, Arkeolojik ve Dini Yerler başlığı altında düzenlenen 18. maddesini ilgilendirdiği ölçüde kritik olarak değerlendirilebilir. Ama önemli olan Yunanistan Ortodoks Kilisesi’nin hükümetin önerdiği değişiklikleri kabul etmiş olması.

Yunanistan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu’nun 1998’deki cumhurbaşkanının da üstünde “devletin başı” olarak tanımlanmak istemesi[5] ya da 1981’de Papandreu’nun trilyonlara varan serveti olup da vergi dahi ödemeyen kilisenin gayrimenkullerine el atmak istemesi sırasında yaşanan büyük kavgadan sonra geldiği aşama dikkate değer bir durum. Ne 1981’de Papandreu ne 1998’de Kostas Simitis laiklik yönünde bir adım atmamış ya da atamamıştı. Şimdi ise doğrudan Yunanistan Ortodoks Kilisesi Başpiskoposu İeronomios ile Yunanistan Başbakanı Çipras arasında din adamlarının maaşları, Kilise’nin varlıkları, devlet ile din işlerinin düzenlenmesi konularında mutabakata varılan 15 maddelik bir anlaşma söz konusu.

Kuşkusuz ki Yunanistan Ortodoks Kilisesi’nin bu anlaşmaya razı olması kendi başına ve ayrı olarak ele alınması gereken bir konu. Bu Kilise adına bir geri adım olarak görülebilir mi, sorusu zaten konunun en can alıcı yanı. Burada karşılıklı bir takım menfaatlerin dikkate alındığı düşünülebilir. Çünkü Kilisenin geri adım atmasını gerektirecek bir kriz basına yansımadı. Elbette sınır dışı edilen Rus diplomatlar meselesinde adları geçen din görevlilerini hariç tutuyoruz. Kilisenin yerleşik hak ve hukukunun anayasa haricinde güvenceye alındığına şüphe yok. Ama anayasal güvenceden vazgeçme; hele ki “devlet başı” makamı isteğinden sonra gelinen bu nokta ne tür güvenceler karşılığında kabul edilmiş olabilir?

Bu gelişmenin Yunan Kilisesi’nin kurulduğu ilk günden bu yana Fener Rum Patrikhanesi ile olan mücadele ve sorunlarıyla ilgili olabilir mi?

Yunanistan her zaman Fener Rum Patrikhanesi’nin destekçisidir ama Yunanistan Kilisesi kurulduğu günden bu yana Patrikhane ile rekabet içindedir. Kendisi 5-6 milyon cemaatin kilisesiyken sıralamada 1500 kişilik cemaati olan Patrikhane’nin arkasında yer almayı; patrikhane olamamayı hazmedemediğini gelmiş geçmiş Başpiskoposların ifadelerinden anlamak mümkün. Atina ziyareti esnasında 4 Ekim 2018’de Patrik Bartholomeos onuruna düzenlenen etkinliğe[6] Atina Başpiskoposu ve metropolitlerin katılmayıp başka bir etkinliğe gitmeleri, ertesi gün için de buluşma planlamanın mümkün olmadığı gerekçesiyle Başpiskopos tarafından ziyaretin reddedilmesi[7] ve Aziz George Kilisesi nedeniyle doğan “kutsal kriz”, nicedir süren gerginliğin son işaretleri olarak görülüyor. Ekim 2017’de Atina Başpiskoposluğu’nun Patrik Bartholomeos aleyhine açtığı dava da paylaşım mücadelesinin bir başka göstergesi.

Yunanistan Ortodoks Kilisesi, otosefal yani kilise işlerini ulusal düzeyde herhangi bir Patrikten bağımsız olarak yönetebilen ama Ortodoksluğu bağlayıcı kararlar alamayan kiliselerden. Sonuçta Yunanistan’da bazı kiliseler Fener Rum Patrikhanesi’ne bazı kiliseler Yunan Kilisesi’ne bağlı. Yunanistan ilk bağımsızlığını ilan ettiğinde elde ettiği topraklardaki kiliseler o dönem bağımsızlığını ilan eden Yunan Ortodoks Kilisesi’ne; Yunanistan’a sonradan bağlanan adalar ruhani ve idari açıdan; Kuzey Yunanistan’ın Batı Trakya ve Yanya bölgeleri ise ruhani açıdan Fener Patrikhanesi’ne bağlı. Aynı konu kiliseye ait gayrimenkuller ve buradan gelen gelirler için de geçerli. Fener Rum Patriği Bartholomeos’un itirazının sebebi, anlaşmadan kendilerinin haberi olmaması. Ama aynı zamanda ortaya çıkan düzenlemeye bakıldığında Yunanistan’daki tüm kiliseler Yunan Kilisesi’ne bağlıymış gibi bir durum ortaya çıkıyor. Doğrusu tepkinin daha ziyade bu hususlarla ilgili olduğunu düşünmek daha doğru olacaktır. Fener Rum Patrikhanesi’nin Yunan Kilisesi üzerindeki hak ve yetkileri, Fener’e bağlı kiliselerin ve gelirlerin statüsü gibi ayrıntılar açık yazılmış olsaydı, itiraz bu denli şiddetli olacak mıydı?

Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos’un Yunanistan Başbakanı Çipras’a “uyarı” niteliğinde yazdığı mektubunda anayasa değişikliğinde Patrikhane’nin “ekümenik” statüsünün göz ardı edilmemesini talep ettiği; 1928’de Yunanistan’da yapılan yasal düzenlemelere atıfla Patrikhane’nin Yunanistan’daki rolünün anayasal güvence altına alınmış olduğu iddiasına yer verdiği basına yansıdı.[8] Buna göre Patrik Bartholomeos mektubunda, Yunanistan Anayasası’nın iktidardaki Syriza’nın öngördüğü şekilde değiştirilmesinin “Ekümenik kilisenin Yunanistan’la bağlarında onarılamayacak bir hasara yol açabileceğini” belirterek kendi kilisesinin “Yunanistan Ortodoksluğunun ana kilisesi” olduğunu hatırlatıyor. Haberde Yunanistan’da özellikle sol çevrelerin mektubu, “yabancı bir ülke topraklarında bulunan dini bir otoritenin Yunanistan’ın içişlerine karıştığı” yönünde yorumladığı ifadesine yer verilmesi de dikkat çekici. Yunanistan Kilisesi de mektubu hoş karşılamadı.

Peki, gerçekte düzenlemenin hangi yönü rahatsız etmiştir. Yunanistan Anayasanın 3. Maddesi devletin dininin Ortodoksluk olduğunu belirtir ve dinin başının da İstanbul olduğunu vurgular. Bu düzenleme Megola İdea ile de örtüşür. Yunanistan Kilisesi’nin ve Kutsal Meclis’in (1850/1928) Patriklik Senedi’ne uygun yönetileceği ifadesi düzenlemede yer almaktadır. Yeni düzenlemede Fener Rum Patrikhanesi’ne bağlılığa yer verilmedikçe Yunan Kilisesi’nin fonksiyonuna ilişkin getirilen her bir düzenleme Patrikhane’nin Yunanistan devleti için anlamını ve Yunan Kilisesi üzerindeki anayasaya da dayalı yetkisini azaltacak, kayıt dışı bırakacaktır. Kısacası anayasada yer alacak Kilise ifadesi sadece Yunanistan Kilisesi’ni kastetmiş olacaktır. 3. madde gibi 104. maddenin yeni düzenlemedeki hali de açıklık getirilene dek Bartholomeos açısından rahatsızlık verici olsa gerek. Bu madde sadece keşişlerin yaşadığı Aynaroz yarımadasında Patrikhane’ye otonomi tanır, devletin içinde ayrı bir din devleti gibidir tanımlama.

Binlerce dolarla ifade edilen ve Yunanistan’dan Patrikhane’nin metropolitleri ve Patriğine maaş olarak verilmek üzere gelen para hakkında bir şüphe olmadığını düşünüyoruz. Ama başka para işleri de var. 2011 verilerine göre İstanbul’da 950, Gökçeada’da 182 ve Bozcaada’da 17 Hıristiyan kişi çifte vatandaşlık anlaşması olmadığı ve Yunanistan’da çalışma hayatları olmadığı halde Yunanistan Sosyal Yardım ve Sosyal Sigorta Bakanlığı bütçesinden ayrılmış bir tahsisattan Patrikhane’nin onayı ve Yunanistan Başkonsolosluğu vasıtasıyla üç aylık 1300 Euro “emekli maaşı” alıyordu.[9] Bugün de kişi sayısı ve rakamlar değişmiş değil, anayasal olarak Kilise ile arasına sınır koyacak olan Yunanistan’ın bu ödemeleri aksatıp aksatmayacağı hususu belirsiz. Zaten Patrik Bartholomeos’u rahatsız eden ve öfkelendirenin bu belirsizlikler olduğu da anlaşılıyor. Hâlbuki tüm bunlardan birkaç gün önce verdiği bir mülakatta geçtiğimiz aylarda Çipras’ı ziyaret ettiğini anlatan Bartholomeos, “Geçenlerde kendisini ziyaret ettim. Çok samimi bir ortam vardı. Kendisi bizi çok güzel karşıladı.” demişti.[10] Demek ki ya o samimi ortama rağmen Patrikhane’yi de ilgilendiren değişiklikten bahsedilmedi ya da değişiklikteki bu hususlar hükümetin gündemine çok yeni girdi.

Yeni sorumuz, “Neden şimdi?” olsun.

Rusya ile gerilen ilişkiler etken mi?

Yunanistan açısından konu Rusya ile yakınlaşma girişimleriyle ilgili olabilir. Makedonya isim anlaşmasının Türkiye ve Rusya’nın Balkanlardaki etkisini kırma amacı vurgulanırken Yunanistan-Rusya ilişkilerinin gerginleşmemesi söz konusu olamazdı. En son 6 Temmuz 2018’de iki Rus diplomat, Yunan din adamlarıyla –yalanlanan rüşvet teklifi iddiası da var- isim anlaşmasını protesto eden gösteriler için görüştükleri gerekçesiyle sınır dışı edilmişti. İki diplomatın da ülkeye girişi de yasaklanmıştı. Yunan hükümeti, Rus yetkilileri ulusal güvenliği zayıflatmak, hassas bilgileri elde etmek ve dağıtmakla suçlamıştı. Rusya da misilleme de bulunmuştu ve Yunanistan’ın bu kararlarının arkasındaki gücün Washington olduğu Rusya Dışişleri Bakanlığı’nca ifade edilmişti.

Yunanistan, Rus diplomatları sınır dışı ederken ABD-Rusya gerginliğinde tarafını, bu yolla belli etmek zorunda kalmış olabilir. Ancak Rusya, Yunanistan için kaybedilebilecek bir devlet değil. Kıbrıs’ta Türkiye’ye karşı dengeleyici olabilmesi için devreye yeniden Rusya’yı sokma girişimlerine bakarsak milli davalarında ne o destekçisini ne bu destekçisini kaybetmek istemeyen bir Yunanistan söz konusudur. Bu aynı zamanda ne ona ne buna tamamen güvenemediği anlamına da gelir. Eylül’de başlayan Rusya’yla ilişkileri tamir girişimleri, Brüksel’e ve ABD’ye rağmen Türk Akımı’na dahil olma çağrısıyla da sürdürüldü. Bunu da salt ekonomik kaygılarla açıklamak mümkün değil. Fener Rum Patrikhanesi’nin yerleşik kilise hukukuna aykırı şekilde yani kendi yetki alanında olmayan bir bölge olmasına rağmen Kiev Başpiskoposluğu’nun bağımsızlığını tanıması da bu süreçte gerçekleşti.[11] Atina Kilisesi dahi daha dar kapsamda olsa bile[12] Fener Rum Patrikhanesi’nin bu hamlesini doğru bulmayan kiliselerdendi…

Ancak buradaki esas mesele, kiliseler arasındaki çatışma değil.[13] Çatışmanın konusunun Rusya için önemli bir milli dava mahiyetindeki Ukrayna olması, esas meseledir. Kaldı ki hali hazırdaki durum Rusya’nın, Moskova’ya bağlı Ukrayna Ortodoks Kilisesi üzerinden Ukrayna’daki kiliseleri koruma gerekçesiyle yeni bir müdahalesini de söz konusu edebilir. İkinci olarak ise Fener Rum Patrikhanesi’nin muhtemelen yeni bağımsız kiliseler oluşturmayı sürdürecek olması. Çünkü Ukrayna çıkışı zaten bu kararın ilk izdüşümü ve Patrikhaneler arasındaki temel anlaşmazlık da diasporada kilise açma, gerekli atamaları yapma gibi hususlardaki yetki konusuydu. Moskova Patrikhanesi yetki alanlarında olan bir yerde kilise faaliyetlerine müdahalede bulunduktan sonra dünyanın geri kalanında kimin yetkili olacağı hususunda Moskova Patrikhanesi’nin tüm itirazlarını da zaten yok saymış oldu. Bu, çok geniş bir coğrafya demektir ve diasporadaki Ukrayna kiliseleriyle sınırlı bir yetki genişlemesinden bahsetmiyoruz. Yunanistan, Fener Rum Patrikhanesi’nin yeni misyonunun anayasal parçası olmak istememiş olabilir mi? Eksik verileri ekleyerek yeniden yazalım: Kendisi de duruşunu ABD tarafında belirlemiş olan Yunanistan, Fener Rum Patrikhanesi’nin 80’lerden (belki 1950’ler demek daha doğru olacak) bu yana Rusya’nın Ortodoks dünyası üzerindeki etkisini kırma misyonundaki yeni açık, aceleci, kural tanımaz hamlelerinin doğuracağı daha büyük anlaşmazlıkların parçası olmak istemediği için mi anayasasında ilgili bölümleri değiştirme gereği duymuştur?

Belki konu kiliselerin üzerinde, daha yaşamsal hususlarla ilgilidir. İlk akla gelen Doğu Akdeniz ile Ege’de daha kritik günlere karşı kendi cephesini daha güvenilir tutmak istediği için Patrikhane ile arasına mesafe koyuyor görünmek istemesidir. Zira Kıbrıs Rum Yönetimi gibi Türkiye’ye karşı Rusya’nın desteğini de çekebilmek için bir takım hamleler geliştirdiği görülüyor. Patrikhane hali hazırda Moskova ile girdiği çatışma nedeniyle Yunanistan gibi denge politikası yürütme pozisyonunu kaybetti ve tamamen ABD güdümünde görünüyor. Bu husus Doğu Akdeniz ve Ege’ye Türkiye’nin dikkatinin de artması gerektiğini gösterir. Ya mevcut durumu da aşan bir kriz ortamı söz konusu ya da Türkiye’nin son bazı hamleleri Yunanistan ve Kıbrıs Rum Yönetimi’nde görünenden daha derin kaygı yarattı.

Patrikhane’ye etkisi

Kuşkusuz ki anayasa değişikliğinin yarattığı kriz, Yunanistan’ın Patrikhane’ye desteğinde hiçbir değişiklik yaratmayacaktır. Anayasa’da yer bulmasa dahi bu bağlılık Türkiye’yi de ilgilendiren pek çok husus nedeniyle sürecektir.

Fener Rum Patrikhanesi, anlaşılıyor ki sonuçlarını göze aldı ama Kiev Başpiskoposluğu’nun bağımsızlığını tanımakla Rus Patrikhanesi’nin tepkisini çekti ve ayinlerde “eşitler arası birinci” olarak anılma ayrıcalığını kaybetti.[14] Ökaristik komünyondan çıkarılmak aslında Ortodoks bakış açısıyla ayinlerde anılmamaktan daha ileri bir anlam ifade ediyor ancak henüz tam da aforoz ifadesi kullanılmadı. Ama diaspora Ruslarının Fener Patrikhanesi’ne bağlı kiliselere gitmeleri de yasaklandı. Diğer Ortodoks kilise ve patrikhaneleri de özellikle Kilise’yi, inancı stratejik konulara alet etmesi ve kutsal kurallara riayet etmeyip tek yanlı karar alması gerekçesiyle Fener Rum Patrikhanesi’ni eleştiriyor. Sonraki hamlelerinde kendisini Ortodoks dünyasında yalnız bırakılıp salt Evanjelist ve Protestan siyasiler tarafından desteklenirken bulabilir. Patrikhane ekümeniklik iddiasını kuvvetlendirmek için giriştiği hamlelerden zararlı çıkmış görünüyor. Lozan hükümlerini aşarak başka devletlerin iç işlerine karışması gibi hususlar da ayrı konu.

Yunanistan Otosefal Ortodoks Kilisesi ile çekişmeleri yeni değil ama Yunan Kilisesi’nin şimdi Yunanistan’da devletle pazarlık yapan ve dinle ilgili konularda karar verici makam haline gelmesi yeni bir durum. Bu çerçevede Yunanistan hükümetinin giriştiği anayasa değişikliğini son öğrenen olması, Fener Rum Patrikhanesi için ağır bir darbe olsa gerek. Çünkü pazarlık yok, önceki haklarına ilişkin güvence veren ön görüşme yok. Kendine bağlı Yunan Kilisesi kadar söz hakkı yok… Ancak bir yandan da Türkiye’nin dini bir kurumunun başka bir devletin dinen kendini bağlı ilan ettiği bir merkez olması anlaşılır değildi. Bir yanlış başka bir yanlışı düzeltiyor olabilir. Ama bunu söylemek için de erken olabilir. ABD’nin yeni hamlelerini beklemek gerekir…

 

[1] Gözde Kılıç Yaşın, Yunanistan İsim Anlaşmasını Hangi Çoğunlukla Oylayacak?, 4 Temmuz 2018, http://soyledik.com/tr/analiz/7451/yunanistan-isim-anlasmasini-hangi-cogunlukla-oylayacak–gozde-kilic-yasin.html

[2] Gözde Kılıç Yaşın, Yunanistan’da Makedonya Krizi, Soros Sürprizi, Diplomatik Gözlem, Kasım 2018

[3] https://tr.sputniknews.com/avrupa/201811101036086006-bartholomeos-yunanistan-kilise-devlet-ayrilik/

[4] Patrik Bartholomeos Çipras’ın bakanını azarladı, Sabah, 13 Kasım 2018; Fener Rum Patriği Bartholomeos: Çipras beni hor göremez, 13 Kasım 2018, https://tr.sputniknews.com/avrupa/201811131036117987-fener-rum-patrigi-bartholomeos-cipras-beni-hor-goremez/

[5] Yunanistan’da laiklik kavgası, 8 Mayıs 1998, Hürriyet

[6] Çevrenin korunmasına çok yönlü katkısından dolayı Patrik Bartholomeos’a “Konstantinopolis Birliği” (!) tarafından ödül verildi ve ömür boyu onursal başkanı ilan edildi. Ödül töreninde ABD Yunanistan Büyükelçisi Jeffrey Piat, Yunanistan’ın eski Başbakanları (geçiçi hükümetlerde) Panayiotis Pikramennos, Vasiliki Thanou ve eski bazı bakanlar hazır bulundu. Atina Başpiskopusluğu törene temsilcisini gönderdi.

[7] Τι κρύβεται πίσω από την κρίση στις σχέσεις Βαρθολομαίου – Ιερώνυμου, 5 Ekim 2018, http://newpost.gr/ellada/697424/ti-krybetai-pisw-apo-thn-krish-stis-sxeseis-bartholomaioy-ierwnymoy

[8] Nikolaos Stelya, Bartholomeos’tan Çipras’a laiklik muhtırası!, 27 Kasım 2018, https://www.batitrakya.org/yazar/nikolaos-stelya/bartholomeostan-ciprasa-laiklik-muhtirasi.html

[9] Ayrıntılı bilgi ve belge için bkz. Bojidar Cipof, Batmış Yunanistan, İstanbul Rumları’na Maaş Vermeyi Aksatmıyor, 26 Ekim 2011, https://www.21yyte.org/tr/merkezler/islevsel-arastirma-merkezleri/teostrateji-arastirmalari-merkezi/batmis-yunanistan-istanbul-rumlarina-maas-vermeyi-aksatmiyor

[10] https://www.timeturk.com/patrick-bartholomeos-ile-turkyilmaz-arasinda-cipras-sohbeti/haber-374561, 12 Kasım 2018

[11] Gelişmelerin siyasi ve teolojideki yeri için bkz Gözde Kılıç Yaşın, Ortodoks Paradoks: Çatışan Medeniyetler ve Bölünen Kiliseler, Diplomatik Gözlem, Ekim 2018

[12] Diğer kilise ve patrikhaneler, Fener Rum Patrikhanesi’nin kendi kanonik bölgesinde olmayan kiliselere müdahalesini doğru bulmadıklarını çok daha net ifadelerle açıkladılar. Antiochian Holy Synod Rebukes Constantinople’s Unilateral Actions, Stresses Need For Pan-Orthodox Synaxıs, (Antakya Patrikhanesi) 6 Ekim 2018, http://orthochristian.com/116275.html; met. Seraphım of Pıraeus: Constantınople Has No Rıght To Hear Appeals From And Grant Autocephaly To Ukraıne, 23 Ekim 2018, http://orthochristian.com/116748.html; Bulgarıan Metropolıtan: Ukraınıan “Unıfıcatıon Councıl” is Non-Canonıcal, 15 Aralık 2018, http://orthochristian.com/117941.html; An Examınatıon Of The Issues Brought Up By Patrıarch Irınej Of Serbıa In Hıs Letter To Ecumenıcal Patrıarch Bartholomew, 13 Ağustos 2018, http://orthochristian.com/116702.html

[13] Ukrayna’nın Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan gibi bağımsız ve milli bir kilise istemesinin de haklı bir talep olduğunu belirtmek gerekir. Ama Ukrayna Başpiskoposluğu'nun bağımsız olamadığını, Fener Rum Patrikhanesi'ne bağlandığını eklemeliyiz. 

[14] Ένα βήμα πιο κοντά στο σχίσμα Μόσχα και Φανάρι, λόγω Ουκρανίας, http://newpost.gr/kosmos/693744/ena-bhma-pio-konta-sto-sxisma-mosxa-kai-fanari-logw-oykranias

Yorumlar