Doç. Dr.  Dilek Yiğit Doç. Dr. Dilek Yiğit

Suriye Krizinin İran’ın Afganistan Politikasına Yansımaları

11 Ocak 2019
“ İran’ın Afganistan politikası “karışık” ve “çelişkili” olarak nitelendirilse de, belirli faktörler ışığında ve küresel, bölgesel gelişmelere bağlı olarak şekillenen bir politikadır. Dolayısıyla İran’ın Afganistan politikası hem süreklilik hem de değişim unsurları taşımaktadır. „
Suriye Krizinin İranın Afganistan Politikasına Yansımaları

İran’ın Afganistan politikası küresel ve bölgesel düzeyde değişen koşullar çerçevesinde ve İran’ın genel dış politika çizgisine de uygun olarak şekillendirilmektedir.

İran Afganistan’ın bağımsızlığını kazandığı 1919 yılından, SSCB tarafından işgal edildiği 1979 yılına kadar, bazı sınır problemlerine rağmen, Afganistan ile iyi ilişkiler yürütmeye çalışmıştır. 1979-1989 döneminde İran’ın Afganistan politikasının temel unsuru SSCB’nin Afganistan’dan çekilmesinin istenmesi olmuştur. Zira İran Afganistan’ın SSCB’nin işgali altında olduğu dönemde “Afganistan’da sosyalizmi” bir tehdit olarak görmüştür. Bu dönemde İran’ın Afganistan’daki Şiiler üzerinden “ideolojik etki alanları” oluşturmuş olduğu yönündeki görüşler İran’ın “Afganistan’da sosyalizm” ile mücadele etmek adına Şiileri araçsallaştırmış olduğunu düşündürmektedir.

1989 yılında SSCB Afganistan’dan çekilmiş ve sonrasında Najibullah rejimi son bulmuş, ancak bu İran açısından Afganistan kaynaklı tehdidin son bulması anlamı taşımamıştır; bu sefer de Afganistan iç çatışma ortamına sürüklenmiştir. Afganistan’da istikrarsızlık ve güvensizlik ortamının yansımalarından muaf olmayacağını bilen İran Afganistan’da çatışan unsurlar arasında diyalog kurulmasını sağlamaya çalışmıştır. Bu süreçte de İran’ın Afganistan’daki Şii unsurlara destek verdiği bilinmektedir. Afganistan’da iç çatışma ortamından beslenerek güç kazanan, dolayısıyla “savaşın yetimleri” olarak tanımlanan Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi ise İran tarafından Afganistan kaynaklı ideolojik bir tehdit olarak görülmüştür. Dolayısıyla İran Afganistan’da Taliban muhalifi unsurlara destek vermiştir.

Taliban rejiminin devrilmesi ile Afganistan yönetimi ile siyasi, ekonomik ve ticari olarak iyi ilişkiler sürdürme arayışına giren İran’ın günümüzde Afganistan’a dair öncelikli isteği ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesidir.

Bu tablodan 1979 yılından itibaren İran’ın Afganistan’da güç kimin elindeyse ona karşı bir politika izlediği sonucu çıkmakta; ayrıca İran’ın genel dış politikasına da uygun olarak, Afganistan’da Şiilere verdiği destek bağlamında, “Şii merkezli” politika yürüttüğü görülmektedir.

2010 yılının Aralık ayında Tunus’ta başlayan ve tüm Arap coğrafyasına yayılan sözde Arap Baharı, hem küresel güçler hem İran da dâhil bölgesel güçlerin dış politika oluşturma denklemine girmiştir. Bu sözde Bahar sürecinde iç çatışma ortamına sürüklenen Suriye’nin ise İran açısından tek Arap müttefik olması ve İran-Hizbullah arasında köprü niteliği taşıması açısından özel bir önemi vardır. Bu nedenle İran Suriye’de Esad rejiminin devamlılığını sağlamak isterken, Suriye krizinin diğer devletler ile olan ilişkilerine etkileri ile de yüzleşmektedir. Bu devletlerden biri de Afganistan’dır.

Bu çalışmada Suriye’deki krizin İran’ın Afganistan politikasına yansımaları tartışılacaktır; bu tartışmanın yapılabilmesi için öncelikle İran’ın Afganistan politikasını belirleyen temel faktörlerin analiz edilmesi gerekmektedir.

İran’ın Afganistan Politikasını Şekillendiren Temel Faktörler

İran’ın Afganistan politikasının temel amacı, istikrarlı, güvenli, barış içinde, kendi safında ya da en azından herhangi bir karşıt-ittifaka dâhil olmamış tarafsız bir Afganistan’dır. Ancak hem Afganistan’a dair koşullar, hem de bölgesel ve küresel rekabet ortamı İran’ın Afganistan politikasının temel amacını ulaşılabilir kılmamaktadır. Hal böyle olunca, İran Afganistan politikasına dair amacına yönelik araçlarını belirlerken çok sayıda aktörü ve faktörü, ayrıca değişen koşulları dikkate almak zorundadır.
Üstelik İran’ın Afganistan’da yaşayan ve toplam nüfusun tahminen % 27’sini oluşturan Tacikler ve %8-9’unu oluşturan Hazaralar ile arasında dilsel, mezhepsel ve kültürel bir bağ vardır ve bu bağ nedeniyle İran Afganistan’ı doğal etki alanı olarak görmektedir. İran doğal etki alanı olarak gördüğü bu coğrafyada, kendi etkisine meydan okuduğunu düşündüğü her durum ve gelişime tepki göstermektedir.

İran’ın Afganistan politikasını şekillendiren esas faktörleri Taliban, Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan olarak sıralayabiliriz.

-Taliban

İran’ın Afganistan politikasını belirleyen faktörlerin başında, Afganistan’da gücü hala kırılamayan, günümüzde Afganistan ülkesinin %40’dan fazlasını kontrol altında tutan Taliban gelmektedir. İran nazarında “İran’a ve İran İslamı’na karşıt güç olması amacıyla Pakistan istihbaratının laboratuvarlarında yaratılan Taliban” Afganistan’da yaşayan Şiilere karşı bir tehdit, İslam’ı yorumlama tarzıyla ideolojik olarak İran’a karşı bir tehdit ve ayrıca bölgede Suudi Arabistan’ın ve Pakistan’ın etkisini artırmaya yönelik bir araçtır. Hal böyle olunca, İran’ın Afganistan’a yönelik politikası Taliban karşıtlığı temelinde şekillenmektedir. 1996’da Taliban’ın Afganistan’da yönetimi ele geçirmesi ile İran Taliban yönetimini tanımamış ve Taliban’ın en güçlü muhalifi konumundaki Kuzey İttifakı’nın ana destekçisi olmuştur. Ancak Kuzey İttifakı’na fon ve askeri yardım sağlayan İran Taliban ile doğrudan askeri bir çatışmaya girmekten de kaçınmıştır.

İran’ın Afganistan’da Taliban-karşıtı politikası, İran’ı, 11 Eylül saldırıları sonrası terörizme savaş ilan ederek Afganistan’a giren ABD ile aynı noktada buluşturmuştur. İran Afganistan’daki Taliban yönetimini ortadan kaldırılması için Afganistan’a ABD askeri müdahalesini, ABD-karşıtlığına rağmen, tepkiyle karşılamamıştır.

İran’ın Afganistan politikasını belirleyen temel faktörlerden birinin Taliban-karşıtlığı olması, karşıtlık derecesinin sabit olduğu anlamına gelmemektedir. Değişen koşullar ve ortaya çıkan yeni unsurlar bu karşıtlığın yoğunluğunu hafifletebilmektedir. Bu unsurlardan ilki öngörülebilir gelecekte ABD’nin Afganistan’dan çekilmeyeceğinin anlaşılmış olmasıdır. Zira ABD’nin bir önceki Başkanı Obama’nın Afganistan’dan çekilme planı, Afganistan ve bölgenin genelindeki mevcut koşullar itibarıyla hayata geçirilememiştir. “Önce Amerika” sloganıyla iş başı yapan ve küresel sorunların ABD’yi ilgilendirmeyen meseleler olduğunu düşündüğü yönünde izlenim yaratan, hatta uluslararası ilişkiler uzmanlarının “ABD yalnızcılık politikası mı uygulayacak ve uygularsa bu sefer başarılı olacak mı ?” soruları üzerinde düşünmelerine sebep olan Trump’ın da selefi gibi ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesi kararında olduğu sanılmıştır. Ancak Trump askeri çevrelerin görüşlerinin ışığında Amerikan askerinin Afganistan’dan çekilmesi halinde mevcut riskleri göz önüne alarak çekilme fikrini bir kenara koymuştur. ABD’nin Afganistan’da uzun dönemli varlığını kendi çıkarlarına aykırı gören İran, be sefer de, ABD- karşıtlığı noktasında Taliban ile aynı noktada buluşmuştur. İran’ın sahne önünde mücadele görüntüsü verirken, sahne arkasında Taliban’a destek olduğu yönündeki iddialara da bu durum zemin oluşturmaktadır.

Bu unsurlardan ikincisi de sözde Bahar’da Ortadoğu’nun içinde bulunduğu siyasi kaostan beslenerek güçlenen IŞİD’dir. İran yönetimi IŞİD’in İran’a ve İslami uyanışa karşı direnmek amacıyla Batı tarafından oluşturulduğunu ileri sürmekte ve IŞİD’i “ABD, Birleşik Krallık ve İsrail güvenlik sistemlerinin temsilcisi” ve “ABD dış politikasının gayri meşru çocuğu” olarak tanımlamaktadır. Bölgede Şiilere saldıran, Suriye’de İran’ın müttefiki Esad ile çatışan IŞİD İran’ı ve İran’ın Şii nüfusunu hedef göstermekte, İran’daki Sünni azınlığa yönelik propaganda faaliyetleri yürütmektedir. Dolayısıyla Taliban’ın aksine kendisine küresel hedefler koyan ve İran’ı alenen tehdit eden IŞİD İran açısından düşman sıralamasında Taliban’ın önüne geçmiş, dolayısıyla İran’ın Taliban-karşıtlığının yoğunluğunu azaltmıştır.

-Amerika Birleşik Devletleri

İran’ın Afganistan politikasını belirleyen diğer temel faktör ise ABD’dir; daha net bir ifade ile ABD-karşıtlığıdır. Yukarıda da belirttiğim üzere İran, Afganistan’daki Taliban yönetiminin ortadan kaldırılması için ABD’nin Afganistan’a askeri müdahalesini memnuniyetle karşılamıştır ama bu, o koşullarda, İran’ın Taliban’ı ABD’ye nispetle daha büyük düşman olarak tanımlamasından kaynaklanmıştır. Bu nedenle İran ve ABD’nin Taliban-karşıtlığında aynı noktada buluşmuş olması kesinlikle aralarında müttefiklik ilişkisi doğurmamıştır; oluşan sadece geçici bir işbirliği ortamı olmuştur. Bu geçici işbirliği ortamını rekabet temelli işbirliği olarak tanımlamak gerekir. Afganistan’da Taliban’ın devrilmesi ve akabinde ABD Başkanı Bush’un İran’ı “kötülük ekseni”ne (Axis of Evil) dâhil etmesi ile iki devlet arasındaki ilişkiler düşmanca ve tehditkâr haline dönmüştür.

ABD’nin öngörülebilir gelecekte Afganistan’dan çekilmeyeceğinin anlaşılmış olması nedeniyle, İran açısından, ABD düşman sıralamasında Taliban’ın önüne geçmiştir. İran ABD’nin Afganistan’da süregelen askeri varlığını, İran’ın Afganistan üzerinde etki kurmasını engellemeye, İran’ın en büyük bölgesel rakibi ve aynı zamanda ABD’nin müttefiki Suudi Arabistan’a Afganistan üzerinden etki alanı yaratmaya, en önemlisi İran’daki rejimi değiştirmeye yönelik çevreleme politikası olarak okumaktadır. İşte bu çevreleme politikası İran’da “varoluşsal tehdit” olarak tanımlanmaktadır. ABD’nin Afganistan’daki varlığını sadece İran’ı çevrelemek amacına indirgeyerek açıklamak yanlış olur; ama ABD’nin bölge politikasını belirleyen faktörlerden birinin İran olduğu da bir gerçektir. Zira ABD İran’ı bölgedeki statükoyu değiştirmeyi amaçlayan bölgesel bir tehdit ve nükleer silah kapasitesi nedeniyle de küresel bir tehdit olarak görmektedir.

ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesini isteyen İran, Afganistan’ın sorunlarının bölge devletlerinin katılacağı bölgesel işbirliği girişimleri aracılığıyla çözülebileceğini düşünmektedir. Üstelik ABD askerinin yıllardır Afganistan’da bulunuyor olmasına rağmen Afganistan’da güvenliğin ve istikrarın henüz temin edilememesi, bilakis günümüzde Taliban’ın ülkede tekrar güç kazanmaya başlaması İran açısından, Afganistan’da yabancı asker mevcudiyetinin gereksiz olduğunun bir kanıtı niteliğindedir. Bu durum İran’ın ABD askerinin Afganistan’dan çekilmesi yönündeki pozisyonunu da güçlendirmektedir.

-Suudi Arabistan

İran’ın dış politikasını şekillendiren temel faktörlerden bir diğeri de Suudi Arabistan’dır. İran ve Suudi Arabistan arasındaki diplomatik ilişkilerin başladığı 1929 yılından günümüze kadar uzanan süreci İran Devrimine kadar olan kısım ve Devrim sonrası kısım olarak ikiye ayırmak gerekir. İran Devrimine kadar olan süreçte her iki devletin, hem monarşilerin kontrolünün güçlendirilmesi gibi iç meseleleri hem de 2. Dünya Savaşı koşulları nedeniyle, dış politika öncelikleri birbirleri olmamıştır. Ancak İran Devrimi sonrası İran- Suudi Arabistan ilişkileri gerilmeye başlamıştır. Bu gerginliğin nedeni İran Devriminin Batı-karşıtı ve monarşi-karşıtı niteliklerinin ve Şii ideolojisinin Suudi Arabistan tarafından varoluşsal tehdit olarak görülmesidir. Zira İran Devriminin monarşi-karşıtlığı Suudi Arabistan monarşisine meydan okumaktadır; Şii ideolojisi Suudi Arabistan’ın Vahabi ideolojisine meydan okumaktadır; Devrimin Batı-karşıtlığı Suudi Arabistan’ı bölgede Batı’nın çıkarlarının temsilcisi/sözcüsü olarak göstermektedir. Bu koşullarda İran ve Suudi Arabistan birbirlerini kendi çıkarlarına ve bölgesel barış ve istikrara tehdit olarak nitelendiren bölgesel rakipler haline gelmiştir.

Dolayısıyla bölgede kontrolü ele geçirmek için rekabet içinde olan İran ve Suudi Arabistan bölgeyi/İslam coğrafyasını vekâletler savaşı alanına çevirmiştir. Afganistan da bu vekâletler savaşı alanının bir parçasıdır. İran ve Suudi Arabistan Afganistan’ın kendi etki alanları içinde olmasını sağlamaya ya da en azından karşıt-gücün etki alanı içine girmesini önlemeye çalışmaktadır ve bu çaba kaçınılmaz olarak her iki devletin Afganistan iç siyasetine karışmasına sebep olmaktadır. Afganistan’da Sünni nüfus Suudi Arabistan için, Şii nüfus İran için Afganistan’ın içişlerine karışma imkânı veren araçlara dönüştürülmüştür.

Suriye Krizinin İran’ın Afganistan Politikasına Etkisi

2010 yılının sonunda Tunus’ta başlayarak tüm Arap coğrafyasına yayılan ve “Arap Baharı” olarak adlandırılan halk ayaklanmaları İran tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. İran yönetimi sözde Arap Baharını İran Devriminin doğal uzantısı ve İslami uyanış olarak okumuştur. Üstelik İran Tunus ve Mısır’da mevcut iktidarların devrilmesini bölgede ABD etkisinin azalıyor olduğunun kanıtı ve İran’ın bölgedeki etkisinin artırılması için fırsat olarak görmüştür. Dolayısıyla İran sözde Arap Baharı karşısında statükocu değil değişimden yana tavır takınmıştır.

Sözde Arap Baharında değişim yanlısı politika benimseyen ve bu değişim sürecinde bölgede etkinliğini artırabileceğini düşünen İran’ın, iç çatışmaya sürüklenen Suriye’ye yönelik politikası ise Esad rejiminin korunması anlamında statükocu olmuştur. Burada görülen tezatlık Esad rejiminin İran açısından taşıdığı stratejik önemden kaynaklanmaktadır. Zira Suriye İran’ın tek Arap müttefiki, Hizbullah ve Hamas ile arasındaki köprüdür.

İran’ın Suriye’de Esad rejimine verdiği destek politikasının belirleyicileri, yukarıda açıklanan İran’ın Afganistan politikasını belirleyen temel faktörler ile örtüşmektedir; İran’ın Suriye politikasında ABD ve Suudi Arabistan faktörü yine sahnededir.

İran Suriye’de yaşananları ABD’nin Siyonistleri desteklemeye yönelik komplosu olarak tanımlamıştır; dolayısıyla Esad rejimine destek vermek ABD’ye karşı direnmek, ABD karşıtı direnç eksenini korumaktır. Suriye’de ayaklanmalar başladığında ABD hükümetinin Esad’ın görevden çekilmesini istemesi ve sonrasında muhalif unsurlara sağladığı yardım Suriye’deki olayları ABD komplosu olarak tanımlayan İran yönetiminin pozisyonunu güçlendirmiştir.

Ayrıca Suriye İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabet sahasının dışında kalamayacak kadar önemlidir; bu önem, başlı başına, İran ve Suudi Arabistan arasındaki rekabette birinin kazancının diğerinin kaybı olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Suudi Arabistan bölgede Esad rejiminin devrilmesi üzerinden İran’ın etkinliğini kırmak adına Esad muhalifleri içinde seçmiş olduğu unsurlara destek vermektedir. Esad rejiminin devrilmesi sonrasında iktidara gelmesi muhtemel Sünni bir yönetim kuvvetle muhtemel Suudi Arabistan ile dost, İran ile düşman olacağından İran’ın Esad rejimine verdiği destek Suudi Arabistan’a karşı da mücadele anlamı taşımaktadır.
Kısaca İran’ın Suriye politikası, Ortadoğu’nun en güçlü ve en önemli ittifaklarından biri olarak tanımlanan İran-Suriye eksenini ABD ve Suudi Arabistan’a karşı korumak adına Esad rejiminin arkasında durmaktır.

İran’ın Esad rejimine verdiği destek çeşitli kanallardan sağlanmaktadır. Bu kanallardan ilki Esad rejiminin güvenlik güçleri ve istihbarat servislerinin İran tarafından eğitilmesidir. Üstelik Suriye yönetiminin iç çatışmadaki stratejilerinin İran’ın tavsiyeleri ve eleştirileri doğrultusunda belirlendiği sanılmaktadır. Desteğin ikinci kanalı, askeri malzeme yardımlarıdır; İran’ın Esad rejiminin kullandığı roket, anti-tank füzeleri ve el bombalarının ana tedarikçisi olduğu düşünülmektedir. İran’ın Esad rejimine desteğin üçüncü kanalı paramiliter yapıların ve Şii militanların eğitilmesi ve kullanılmasıdır. Esad güçlerinin yanında savaşmak için Suriye’ye gönderilenler arasında Afgan Şiiler de bulunmaktadır.

Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği’ne göre İran’da 950.000’den fazla Afgan mülteci konumundadır. İran’da kayıt altına alınmayan Afganların kayıt altına alınmış olanlardan çok daha fazla olması nedeniyle İran’da Afgan sayısının iki milyonu bulduğu tahmin edilmektedir. İran oturma izni, çalışma izni, ayda 5.000 ABD Doları gibi para vaatleri karşılığında Afgan Şiileri Esad yanlısı güçlerle beraber savaşmak için Suriye’ye göndermektedir. İran sadece İran’daki Afganları değil Afganistan’daki Şiileri de Esad yanında savaşmak için devşirmekte; Suriye’deki iç çatışmayı “Sünni-Şii çatışması”, “imanın ve kutsal mekânların korunması adına yürütülen Şii mücadelesi” olarak tanımlamak suretiyle Afgan Şiileri “kutsal savaşa” çağırmaktadır. Üstelik Afganistan’da radikal dinci terör örgütleri tarafından gerçekleştirilen Şii azınlığa yönelik saldırılar İran’ın Suriye’deki çatışmayı nitelendirme tarzına “meşruiyet” kazandırmakta ve İran’ın Suriye’deki çatışma için adam devşirmesini kolaylaştırmaktadır. Suriye’de hâlihazırda 20.000 Afgan Şii savaşçının bulunduğu tahmin edilmektedir.
İran tarafından eğitilmiş ve Suriye’deki iç çatışmada Esad yanında savaşmış bu Afganların Afganistan’a dönmesi Afganistan’da mezhep ayrımı temelli gerginliği besleme riski taşımaktadır.

İran, Suriye’deki iç çatışma vesilesiyle, Afganistan’ı adam devşirme alanına dönüştürerek, Afgan Şiiler üzerindeki kontrolünü küresel kamuoyuna ve özellikle de Suudi Arabistan’a göstermiştir. Bu, ayrıca, Afganistan hükümetine de başlıca iki mesaj vermektedir. Birincisi, İran’ın Afganistan’daki Şiiler ile bağları çok kuvvetlidir ve Afganistan İran’ın doğal etki alanına girmektedir. İkincisi ise, birinci mesaja bağlı olarak Afganistan yönetiminin İran ile iyi geçinmesi Afganistan yönetimi adına bir tercih olmaktan çok bir zorunluluktur.
Özetle Suriye krizi İran’ın Afgan Şiiler üzerindeki etkisini göstermesi açısından bir fırsata dönüşmüştür ve bu fırsat İran’ın “uzantıları” aracılığıyla Afgan iç siyasetinde etkisini güçlendirerek sürdüreceğine de işaret etmektedir.

Suriye’deki iç çatışma İran’ın Şiiler üzerindeki etkisini göstermesi açısından bir fırsat olsa da, ayrıca İran açısından Afganistan üzerinden bir tehdit de oluşturmaktadır. Bu tehdit Afganistan’ın IŞİD’in yeni üssü olma riskinden kaynaklanmaktadır.

Geçtiğimiz yıl Haziran ayında Musul, Ekim ayında Rakka IŞİD’in elinden kurtarılmıştır. IŞİD’in kaleleri olan Musul ve Rakka’nın kurtarılması sonrası IŞİD militanlarının başka ülkelere gitme, oralarda örgütlenme, adam devşirme ve terör eylemlerini sürdürme ihtimali bulunmaktadır. Kaosun ve istikrarsızlığın hâkim olduğu, ekonomik koşulların kötü olduğu, güvenlik güçlerinin teröristler ile mücadelesinde zayıf kaldığı, yabancı askeri güçlerin varlığını sürdürdüğü ve toplumun kutuplaştığı Afganistan IŞİD’in yeni üssü olmanın en büyük namzedidir. Üstelik IŞİD, zaten, Afganistan’a girmiştir; IŞİD’in Afganistan’da faaliyetleri ilk kez Kasım 2014’de rapor edilmiştir. 2014 yılında IŞİD militanları Afganistan’da Nangarhar ve Helmand olmak üzere iki ayrı bölgede yoğunlaşmış; Helmand cephesi Taliban tarafından çökertildiğinden IŞİD Nangarhar bölgesine yoğunlaşmıştır. Nangarhar IŞİD’in Afganistan’daki merkezi haline gelmiştir. Ülkedeki isyancı ve radikal dinci terör örgütlerinin bazılarından da destek gören IŞİD 2015 yılında Pakistan ile birlikte Afganistan’ı “Horasan Vilayeti” olarak ilan etmiştir. Afganistan’da IŞİD militanlarının sayısına dair tahminler birbirlerinden çok farklılaşmaktadır; kimi tahminler Afganistan’da 1.000-3.000 militanın bulunduğuna işaret ederken, bazı tahminlere göre Afganistan’daki IŞİD militanı sayısı 8.500’e ulaşmaktadır.

Ortadoğu’da etkisini yitiren IŞİD’in Afganistan’ı yeni üssü olarak seçmesi, zaten % 40’dan fazlası Taliban’ın kontrolünde olan Afganistan’da barış ve istikrarın temininin daha da zorlaşması anlamı taşır. Kaos ve iç çatışma ortamındaki Afganistan komşusu İran için başlı başına meseledir; ama Afganistan’ın IŞİD’in üssü haline gelmesi İran adına IŞİD tehdidinin kapısına dayanması ve zaten Taliban ve ABD’nin varlığıyla İran için düşmanlar coğrafyasına dönmüş Afganistan’a yeni bir düşmanın girmesi demektir.

İran Suriye ve Irak üzerinde IŞİD ile mücadele etmektedir; bu mücadele sahnesine Afganistan’ın girmesi İran’ın IŞİD’e karşı mücadelede cephe sayısını artıracaktır. Bu cepheler İran açısından dış cepheler olsa da, İran’daki Sünni azınlığın IŞİD’in propagandasına açık olması IŞİD ile mücadelenin iç cephede de yürütülmesi gerekliliğine işaret etmektedir. Dolayısıyla IŞİD’in Afganistan’ı üs haline getirmesi, yani İran’ın kapısına dayanması IŞİD ile mücadelede dış cephelerin sayısını artırmakla kalmayıp, iç cephedeki mücadelenin yoğunlaşmasını gerekli kılabilecektir.

Bu nedenle İran Afganistan’ın IŞİD’in üssü haline gelme riski karşısında sesini yükseltmeye başlamıştır. İran Dışişleri Bakanı Javad Zarif Birleşmiş Milletler Afganistan Özel Temsilcisi Tadamichi Yamamoto ile yaptığı görüşmede IŞİD’in Afganistan’da artan varlığından duyulan rahatsızlığı dile getirerek, IŞİD ile mücadele konusunda Birleşmiş Milletler ile işbirliği yapmaya hazır olduklarını ifade etmiştir.

Üstelik İran IŞİD militanlarının Afganistan’a yönlendirilmesinde ABD’yi sorumlu tutmaktadır. İran medyasında yer alan haberlere göre üst düzey bir askeri yetkili, ABD’nin Afganistan’daki askeri varlığını sürdürmek için bahane yaratmak amacıyla teröristlerin Irak ve Suriye’den Afganistan’a taşındığını ileri sürmüştür.

Afgan medyasında yer alan bir başka habere göre de İran Savunma Bakanı Afgan mevkidaşını arayarak, ABD’nin IŞİD’i Afganistan’a yerleştirmeye çalıştığı konusunda uyarmıştır. İşte bu koşullarda, ABD-karşıtlığı temelinde Taliban’a destek olduğu iddia edilen İran’ın, IŞİD ile mücadele için de Taliban’a askeri ve mali destek sağladığı, hatta Taliban’ın müttefikine dönüştüğü yönündeki iddialar gündemdedir. Afgan yetkililer İran’ın IŞİD’e karşı Afganistan sınırında tampon bölge yaratma amacıyla Batı Afganistan’daki Taliban militanlarına desteğini artırdığını ileri sürmektedir. Bu iddialar İran tarafından reddedilmektedir. Hatta İran’ın Quds güçlerinin Afganistan’da IŞİD ile savaşması için Şii savaşçılardan oluşan bir oluşum yaratmakta olduğu ileri sürülmektedir. İddialar doğru ise IŞİD İran’ın bir numaralı düşmanı olmuş demektir.

Ancak düşmanlardan biriyle diğerlerini güçlendirmeden savaşmanın zorluğu nedeniyle İran düşmanlar coğrafyası olan Afganistan politikasında daha hassas davranacak ve bu hassasiyet İran’ın Afganistan’ın içişlerine yoğun bir şekilde karışmasına sebep olacaktır.

Sonuç

İran’ın Afganistan politikasının temel amacı, istikrarlı, güvenli, barış içinde, İran safında ya da en azından herhangi bir karşıt-ittifaka dâhil olmamış tarafsız bir Afganistan’dır. İran’ın Afganistan’a dair bu amacının değişmesi için de, günümüz koşulları itibarıyla, herhangi bir neden yoktur.

Ancak ABD askerinin varlığını sürdürdüğü, %40’ından fazlasının Taliban’ın kontrol ettiği Afganistan, İran’ın arzuladığı Afganistan olmaktan çok uzaktır. İran’ın ABD-karşıtı, Taliban-karşıtı ve Suudi-Arabistan karşıtı pozisyonuna bağlı olarak, Afganistan İran açısından düşmanlar coğrafyasıdır. Öyle ki İran Afganistan’da “düşman unsurlar arasında hangisi daha büyük düşman?” sorusuna yanıt aramak ve düşmanlar sıralaması yapmak zorunda kalmakta ve bu sıralama küresel ve bölgesel olaylara/gelişmelere bağlı olarak değişmektedir.

Küresel arenada her yeni olay/değişim/gelişim uluslararası aktörler açısından fırsatlar ve tehditlerle beraber gelir. Suriye krizi de İran açısından Afganistan üzerinden fırsat ve tehditler getirmiştir.

Suriye krizi, İran’ın Ortadoğu’daki Şii nüfus gibi Afganistan’daki Şii nüfus üzerinde etkisi ve kontrolü olduğunu göstermesi açısından fırsat olmuştur. İran Afganistan’da ve Şii nüfusun olduğu her yerde, “Şiilerin koruyucusu” sıfatıyla ağırlığını hissettirebileceğini alenen göstermiştir.

Diğer taraftan, Suriye krizi, bu kriz ortamında güçlenen IŞİD üzerinden İran açısından ciddi bir tehdit yaratmıştır ve IŞİD’in Afganistan’ı yeni üs olarak seçmesi riski bu tehdidi büyütmektedir. Zira Suriye ve Irak’ta IŞİD ile dolaylı yoldan mücadele eden İran için, Afganistan’ın IŞİD’in yeni üssü olması, düşmanın kapıya dayanması anlamı taşımaktadır ve bir yeni düşmanın daha eklendiği düşmanlar coğrafyası Afganistan’ı İran-IŞİD mücadelesinde yeni bir cephe haline getirecektir.

Dolayısıyla önümüzdeki günlerde İran Afganistan’a dair meseleler konusunda sesini daha da yükseltecek ve Afganistan’ın içişlerine karışmak için daha çok nedeni bulacaktır.

Bu çalışma daha önce Uluslararası İran Türkleri Düşünce Platformu, tarafından yayınlanan "İran’da Son Olaylar Nedenleri ve Yansımaları" başlıklı eserde yayınlanmıştır.


*************************************************

Mohsen M. Milani, “Iran’s Poliy Towards Afghanistan”, Middle East Journal, Cilt 60, Sayı 2, 2006, s. 235-256.
https://sites.tufts.edu/atrocityendings/2015/08/07/afghanistan-soviet-invasion-civil-war/, (Erişim tarihi 31 Ocak 2018)
http://worldpopulationreview.com/countries/afghanistan-population/, https://www.worldatlas.com/articles/ethnic-groups-of-afghanistan.html, (Erişim 2 Şubat 2018)
John K. Cooley, Unholy Wars: Afghanistan, America and International Terrorism, London, Pluto Press, 2000, s. 103
Joshua Levkowitz, Iran’a Taliban Gamble in Afghanistan, http://www.mei.edu/content/article/iran-s-taliban-gamble-afghanistan, (Erişim 2 Şubat 2018)
Monish Gulati, “US-Iran Relations and Peace in Afghanistan”, Scholar Warrior, 2013, s. 81.
Mohsen M. Milani, a.g.e., s.243
Richard Weitz, Iran and Afghanistan: More of the Same, https://www.cacianalyst.org/publications/analytical-articles/item/13002-iran-and-afghanistan-more-of-the-same.html, (Erişim 2 Şubat 2018)
Dilek Yiğit, ABD Askeri Yola Çıktı: “Şeytan Üçgeni”nde Dengeler, http://soyledik.com/tr/analiz/6417/abd-askeri-yola-ciktiseytan-ucgeninde-dengeler–doc-dr-dilek-yigit.html, (Erişim 22 Eylül 2017)
Benham Ben Taleblu, Enemy of Convenience: Iran’s Fight Against Daesh, Policy Brief No.213, FRIDE; 2015.
Mohsen M. Milani, a.g.e., s.248.
Monish Gulati, a.g.e., s. 77.
Muhammad Rizwan, Muhammad Arshid, et.al., “From Rivalry to Nowhere: A Story of Iran-Saudi Ties”, JOSR Journal of Humanities And Social Sciences, Cilt 19, Sayı 9, 2014, s.91-101
Henner Fürtig, Iran and the Arab Spring:Between Expectations and Disillusion, German Institute of Global and Area Studies Working Paper, November 2013.
Marcin Andrzej Piotrowski, Iran’s Reactions to the Arab Spring and the Crisis in Syria, The Polish Institute of International Affairs No 99 (316), October 2011.
Henner Fürtig, a.g.e.
Abdul Hamid Al Eed Al-Moussawi, “Iran and the Syrian Crisis”, Journal of US-China Public Administration, Cilt 14, Sayı 3, 2017, s.138.
Carla E. Humud, Christopher M. Blanchard, Mary Beth D. Nikitin, Armed Conflict in Syria:Overview and U.S. Response, Congressional Research Service, 2017.
Mohammad Ali Shahriari, Esmaeil Shafiee, Nafise Vaez, “The Analysis of I.R. Iran and Saudi Arabia Approach in Syria (Within Framework of Game Theory)”, International Journal of Political Sceince and Development, Cilt 4, Sayı 7, 2016, s.245-253.
Jonathan Gelbart, “The Iran-Syria Axis: A Critical Investigation”, Stanford Journal of International Relations, Cilt 12, Sayı 1, 2010, s.36-42.
http://www.bbc.com/news/world-middle-east-22906965, ( Erişim 14 Haziran 2013)
Dilek Yiğit, “Suriye’de Fatimiyyun ve Zeynebiyyun Tugayları”, Diplomatik Gözlem, Sayı 72, Ocak 2018, s.32-35.
https://thediplomat.com/2017/04/what-does-the-syrian-war-mean-for-afghanistan/, (23 Şubat 2018)
Dilek Yiğit, “IŞİD’in Yeni Üssü Afganistan mı?” Diplomatik Gözlem, Sayı 73, Şubat 2018, s. 32-34.
Casey Garret Johnson, The Rise and Stall of the Islamic State in Afghanistan, United States Institute of Peace, Special Report 395, 2016
A.g.e.
Erin Cunningham, Islamic State threatens more bloodshed in Iran, https://www.washingtonpost.com/world/middle_east/iran-was-at-the-forefront-of-the-fight-against-isis-now-it-has-to-face-the-militants-at-home/2017/08/14/e4fb735a-7dfe-11e7-b2b1-aeba62854dfa_story.html?utm_term=.c22251a73b40, (Erişim 15 Ağustos 2017)
Ahmad Majidyar, Iran’s Double Game in Afghanistan, http://www.mei.edu/content/io/zarif-meets-un-envoy-discuss-afghanistan-isis, (Erişim 23 Şubat 2017)
http://www.aopnews.com/taliban/russia-says-is-turning-afghanistan-into-resting-base-for-regional-terrorism / ve http://www.aopnews.com/us-afghanistan-relations/us-allowing-daesh-terrorists-to-infiltrate-afghanistan-russian-diplomat / (Erişim 9 Şubat 2018)
https://www.wsj.com/articles/iran-backs-taliban-with-cash-and-arms-1434065528, (Erişim 23 Şubat 2017)
Ahmad Majidyar, a.g.e.
Parviz Azizi, Elephant in the Jirga:Iran’s Interests in Afghanistan, https://www.geopoliticalmonitor.com/elephant-jirga-irans-interests-afghanistan/, (Erişim 23 Şubat 2017)
David A. Patten, “Defeating ISIS Rolling Back Iran”, Middle East Quarterly, 2013.

Yorumlar