Dr. Yeşim Demir Dr. Yeşim Demir

İranlı Kadınların Özgürlük Çığlığı

13 Mart 2018
İranlı Kadınların Özgürlük Çığlığı

İran İslam devriminden sonra kadınlar haklar ve özgürlükler anlamında geriye doğru bir süreç yaşamışlardır. Cinsiyete dayalı iş bölümü hem aile içinde hem de kamusal alanda hakim olmuştur. Kadınlar sürekli hayatlarına müdahale eden yasal, yönetsel düzenlemelere boyun eğmek zorunda kalarak “tecrit” edilmiştir. İslam Devrimi öncesinde kadınlara başörtülü, sonrasında ise başörtüsüz dışarı çıkma yasaklanmıştır. Şah Rıza Pehlevi’nin modernleşme politikası kapsamında çarşafı yasaklaması kamusal alana başı açık çıkamayan kimi kadınları ev hapsine mahkum etmişti. 1930’da ilk kez yüksek tabakadan kadınlar kendi evlerinde ve davetlerde Avrupa tipi elbiseler giymiş ve hicapsız olarak sokaklara çıkmışlardır. 1934 yılında bayan öğretmenlerin ve kız öğrencilerin okullara hicaplı olarak gitmeleri yasaklanmıştır. Ordudaki subaylar sokakta hicaplı kadınlarla görünemezdi. 1935 yılında Rıza Şah, devlet güçlerine hicaba karşı her düzeyde tüm güç ve imkanlarını kullanarak mücadele etmeleri emrini vermiştir. 1936’da ise Hicapla Mücadele Kanunu’na dayanılarak hicaplı giyim yasağı uygulamaya geçmiştir. İslami Cumhuriyetin lideri Ayetullah Humeyni ise 1979 yılında çarşafı zorunlu ilan etmiştir. Her iki durum da kıyafetin çok ötesinde, kadınların hayatını kapsamlı bir biçimde etkileyen çok ciddi müdahalelerdir.

İran İslam Cumhuriyeti'nde Ayetullah Humeyni, devrim sonrası kadınların sahip olduğu birçok hakkı iptal etmiş ya da azaltmıştır. İran İslam Cumhuriyeti kurulduktan hemen sonra 1967 Aile Koruma Kanunu yürürlükten kaldırıldı. Bundan sonra kadın memurların İslami kıyafet kurallarına uymaları gerekiyordu. Kadınların hâkim olmaları yasaklandı. Plajlar yasaklandı. Kızların evlenme yaşı 9'a indirildi. Devrim sonrası kadın ve erkeklerin okul, toplu taşıma gibi bir arada bulunduğu yerler ayrıldı.

Günümüzde İranlı kadınlar, Rusari, çador ya da roopoosh giyerek kapanmaktadırlar. Rusari, bir tür Anadolu tarzı başörtüsü, Çador, baş kısmından ayak kısmına kadar kapatan siyah renkli bir çarşaftır. Roopoosh ise başörtüsüne benzer ve peçe içeren mantodur. Fakat artık çador kullanımı da mecburi değildir. Daha çok dini törenlerde giyilmektedir.

Başörtüsü Eyleminin Tarihi Geçmişi

İran'da 1979 yılındaki İslam devriminden bu yana başörtüsü zorunluluğu uygulanmaktadır. Rejime göre başörtüsü, İslami toplum düzeninin en önemli öğelerinden birisidir. İran'da yasalara göre 9 yaşını dolduran her kız çocuğu kamusal alanlarda başörtüsü takmak ve uzun, bol bir pardösü giymek zorunda. Ahlak polisi de bu zorunluluğun yerine getirilmesini sağlamakla görevli, bunun için tutuklama ve para cezası uygulama yetkisi var.  

İran'da kadınlar hemen bu uygulamayı kabul etmemiş, direnmiştir. Devrim sonrası 8 Mart 1979'da Dünya Kadınlar Gününde toplanan yaklaşık 100.000 kadın, dışarıda gezerken başörtüsü takmanın zorunlu olmasını protesto etmiştir. 1979’dan günümüze gelinceye kadar İranlı kadınlar sessiz de olsa mücadelelerine devam etmiştir.

Geçen aralık ayında İran'ın gördüğü en sessiz protesto olan başörtüsü eylemi, 31 yaşındaki Vida Movahed'in Tahran'ın en işlek Enghelab (İnkılab) Caddesinde bir elektrik dağıtım kutusunun üzerine çıkarak tüm kadınların yasalarla giymek zorunda oldukları başörtüsünü bir sopanın ucuna bağlamasıyla başlamıştır. Bu bağlamda kamu düzenine aykırı  davrandığı için 29 kadın gözaltına alınmıştır.

İran'da Şah'ın düşüşünden bu yana hem kadın hakları hem de dini kısıtlamalar ile ilgili tartışmaların başladığı bu eylem son protestoların etkisiyle dünya çapında duyulmuş olsa da, Beyaz Çarşambalar olarak da nitelendirilen eyleminin başlangıcı aslında 2014 yılına kadar gitmektedir. İlk olarak yurt dışında yaşayan aktivist gazeteci Masume Mesih Alinejad Kumi'nin (41), 2014 yılında Facebook'ta İran’da Kadınların Gizli Özgürlükleri adıyla bir sayfa açarak İranlı kadınları zorunlu örtünmeye karşı çıkmaya ve başörtüsüz resim ve videolarını bu sayfaya göndererek yayınlamaya davet etmesiyle başlamış, kısa bir zaman içinde milyonlarca takipçiye ulaşarak bu sayfa üzerinden pek çok kadın açık ve gizli kimliklerle başörtüsüz resim ve videolarını paylaşmaya başlamıştı. 2016 yılının başlangıcıyla birlikte, durum İran’da Kadınların Gizli Özgürlükleri hareketinden Beyaz Çarşambalar hareketine dönüşmüştür.

Saç Yoksa Günah da Yok

2016 yılında gerçekleştirilen bir operasyonla sosyal medya mankenleri türban takmadıkları ve İslami olmayan sosyal ağlarda modellik yaptıkları gerekçesi ile tutuklanmıştı. İran'da gerçekleştirilen operasyonda türban takmayan 8 sosyal medya modelinin tutuklanmasının ardından İranlı kadınlar duruma tepki göstermiştir.

Saçlarını kazıtıp protesto eden İranlı kadınlar, başlattıkları protestoyla seslerini sosyal medya üzerinden dünyaya duyurmaya çalışırken Tahran’daki Siber Suç Mahkemesi, 8 kadının iki yıldır süren "Örümcek 2" adlı gizli bir operasyon kapsamında tutuklandığını açıklamıştır. Operasyonda, internet üzerinden başörtüleri olmadan fotoğraf yayınlamaları gerekçe gösterilmiş, 59'u fotoğrafçı ve makyöz, 58'i model, 51'i moda salonu yöneticisi ya da tasarımcı olmak üzere 170 kişi ve iki kuruluş incelemeye alınmıştır.

Ayrıca belirtmekte fayda var; İran’da başörtüsü zorunluluğuna uymamanın 2 ay hapis veya 50 bin tümen (yaklaşık 12 dolar) para cezası bulunuyor.

İran'da değişimin habercisi olabilir mi?

27 Aralık'ta başlayan eylem ile İran'da Şah'ın düşüşünden bu yana hem kadın hakları hem de dini kısıtlamalar hakkında en sesli tartışma başladı. Mesaj çok açık ve net; kadınlar hicab giyip giymeme konusunda serbest olmak istiyor. Kadınlar, ülkenin kanunlarının hicab hakkında ne söylediğini bildiklerinden buna dayanarak protestoyu seçtiler. Yani sivil itaatsizlik hareketini.

Sivil itaatsizlik olarak nitelendirilen başörtüsü eylemi, “İran İslam Cumhuriyeti'nin dayanağı olan İslam hukukunun katı ve sıkı kurallarına bir dayatma mıdır?” sorusunu akıllara getirmektedir. Cevap olarak, yayılmaya devam eden bu eylemin kısa ve orta vadede İran'da radikal değişikler yaratacağını söylemek çok erken ve iddialı bir tespit olur.

Kanunen, ergenlik çağının üzerindeki tüm kadınların başörtüsü takma zorunluluğu olduğu gibi bu kural, Tahran'ı ziyaret eden kadın devlet başkanları da dâhil olmak üzere yabancılar için de geçerlidir.

 İran’da araba kullanırken başörtülerini çıkaran kadınlar, ülkede “Arabalar özel alan mı, yoksa kamu alanı mı?” tartışmalarına yol açtı. İran’da yargıçlar ve ahlak polisleri arabaların kamu alanları olduğunu savunuyor. Kadınlar ve ahlak polisleri arasındaki bu çekişmenin yaz aylarında daha da arttığı ifade ediliyor. Her ne kadar polisler bu sürücüleri durdurup onlara ceza yazsa ya da arabalarını bir süreliğine bağlasa bile bu tür eylemlerin devam ettiği görülmektedir.

İran’ın en çok tartışma yaratan konularından biri olan ahlak polisleri, yeni bir video ile gündeme geliştir. Tahran sokaklarında kaydedilen videoda bir kadın ahlak polisi tarafından durduruluyor. Başörtüsü olmadığı için otomobil kullanmasına yasak getirilen kadının belgelerine el konuluyor. Daha sonra belgelerini geri vermeyen ahlak polisi araçla devam ederken, genç kadın hayatı pahasına aracın önüne atlıyor.

Hükümetin Tutumu

İran’ın ılımlı Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, insanların özel alanlarına saygı gösterilmesi gerektiğini belirtmiş ve arabalarında başörtülerini çıkaran kadınlara karışılmasına karşı çıkmıştır. 2015 yılında yaptığı bir konuşmada “Polis bir şey yapamaz ve ben bunu diyebiliyorum çünkü Allah öyle söylüyor. Bu bir polisin işi değil” demişti. Pek çok İranlı için araba kişinin özel alanı olarak kabul edilmektedir.

İran'da Savcı General Muhammed Caferi Montazeri başlangıçta protestoları "çocukça" ve "önemsiz" olarak nitelendirerek dış güçlerin kışkırtması olarak değerlendirmiştir. Ancak hükümetin bazı üyeleri bu eylemleri farklı şekilde değerlendiriyor. İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi tarafından 4 Şubat günü üç yıl önce yazılmış bir hükümet raporu yayınlandı. İran Cumhurbaşkanlığı Strateji Araştırmalar Merkezi Başkanlık Araştırma Merkezi tarafından derlenen raporda, İranlıların yüzde 49,8'nin neredeyse yarısının hem kadın hem de erkekler tarafından hicab'ı zorlama yerine bir tercih meselesi haline getirme konusunda tercih yaptıklarını ortaya koydu. 8 yıl önce bu oran yüzde 34'tü. Ruhani'nin en azından daha fazla kamusal tartışmayı desteklediği belirtildi. Ruhani'nin bu hareketi, kadınların desteğini kazanarak popülaritesini korumaya çalıştığı şeklinde yorumlanmaktadır.

Yoksulluk, iktisadi sorunlar, baskılar insanları son noktaya getirmiştir. Bunlar bir birikimin sonucudur. Kadınlar da hükümete başkaldırılarını bu şekilde göstermektedir. Ayrıca Ruhani vs. değişmedi, halk değiştiği için rejimi de değiştirmeye çabalıyor şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır.

İdareciler de olayların ciddiyetinin farkında. Dolayısıyla, İran Anayasayı Gözetleme Şurası Başkanı Ayetullah Ahmed Cenneti'nin ifadeleri oldukça önemlidir. İran, 21 Mart'ta 1397 yılına girecek. "Yeni yılda rejimin yıkılışına şahit olabiliriz. Halkın sesine kulak verin" sözleri olayların ciddiyetini göstermektedir.

Sonuç olarak, İranlı kadınlar yönetimin baskısını cinsiyet temelinde bireysel ve genel düzeyde yoğun bir biçimde hissetmektedir. Kadınlar, örtünme zorunluluğu, kamusal alanda yer alacağı mekânların, davranış kalıplarının, vs. belirlenmesi ve sınırlandırılması karşısında sıkışmış hissetmektedirler. Bu şartlar altında İran İslam Cumhuriyeti’ndeki köklü değişimi ve kadınların özgürlüğünü ancak kadınlar sağlayabilecek gibi görülmektedir.

 

Bu makale ilk olarak Diplomatic Observer dergisinin Mart 2018 (121) sayısında yayınlanmıştır. 

Yorumlar