Em. Büyükelçi Tugay Uluçevik Em. Büyükelçi Tugay Uluçevik

Milletimizin Kaderini Değiştiren “Büyük Zafer”

29 Ağustos 2023
Milletimizin Kaderini Değiştiren “Büyük Zafer”

Bazı başlangıçlar tarihin akışını değiştirir

Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 26 Ağustos 1071’deki Malazgirt Zaferi’nin 952’nci yıldönümü vesilesiyle söyledikleri “bazı başlangıçlar tarihin akışını değiştirir” sözü veciz bir ifadededir.

Bu sözün, “Düvel-i Muazzama’nın” (yedi düvel, büyük devletler) Vatanımız, Milletimiz için sonun geldiğini sandıkları noktada Büyük Önderimiz ATATÜRK’ün gerçekleştirdiği tarihi başlangıçta 26 Ağustos 1922’de attığı nihai adım olan Büyük Taarruz’un 101’inci yıldönümü vesilesiyle de kullanılabileceğini düşünüyorum.

Sultan Alp Arslan 26 Ağustos 1071’de kazandığı Malazgirt Zaferi ile Anadolu’nun Türk’ün Vatanı olması yolunda tarihî bir başlangıç yaptı. Bununla beraber, Osmanlı İmparatorluğu’na dayatılan Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920) Vatanımızın çok büyük bölümünü bizden alıyor, neredeyse sonumuzu getiriyordu.

Yeni başlangıcın ilk adımını ATATÜRK attı

Büyük Önderimiz ATATÜRK 19 Mayıs 1919’da Samsun’da yeni başlangıcın ilk adımını attı. Kararlı adımlar birbirini takip etti. Sadece tarihin akışı değil, Türk Milleti’nin makûs kaderi de değişti.

Amasya Tamimi’nde “Vatanın bütünlüğünün, Millet’in istiklâlinin tehlikede olduğu” ilân edildi.

“Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararının kurtaracağına” olan inanç dile getirildi.

Erzurum Kongresi’nde “milli sınırlar içinde Vatanımızın parçalanamaz bir bütün olduğu” beyan edildi.

Sivas Kongresi’nde de “ya istiklâl ya ölüm” denildi.

Parola: Ya istiklâl ya ölüm!

Bu sözlerle Milletimize, milli mücadelemizin temel ilkeleri bildirildi; ana hedefini içeren parola verildi.

Böylece “Vatan’ın bölünmez bütünlüğü” ve “Millet’in kayıtsız şartsız egemenliği” temelinde yeni bir Türk Devleti kurma tek ve kesin hedefine yönelik Millî Mücadelemiz “ya istiklâl ya ölüm” parolasıyla başladı.

TBMM kuruldu

Şahsında doğuştan var olan emsalsiz önderlik vasıflarına, askerî dehasına ve şahsî karizmasına rağmen ATATÜRK (Mustafa Kemal Paşa) başlatılan “kurtuluş ve bağımsızlık” mücadelemizin “millî” nitelikte olduğunu, büyük bir güce sahip bulunduğunu dünyaya göstermek için “Millî Mücadelemize” kendi kişisel iradesini değil, Millet’in iradesini hâkim kıldı.

23 Nisan 1920 günü Ankara’da açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Millî Mücadelenin yürütülmesinde en üst irade oldu. ATATÜRK’ün (Mustafa Kemal Paşa’nın) kumandası altındaki kahraman ordumuz zafere ulaştı; Vatanımız düşman işgalinden kurtarıldı.

Barış için savaş

Asker ATATÜRK “savaşın” dış politika aracı olarak kullanılmasını reddeden, karşılaşılan sorunların hallinde diplomasiyi kullanan bir önderdi. Bir keresinde şöyle dedi:

“Behemehal şu ve bu sebepler için, milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zarurî ve hayatî olmalı. Hakikî kanaatim şudur: Milleti harbe götürünce vicdanımda azap duymamalıyım, öldüreceğiz diyenlere karşı, “ölmeyeceğiz” diye harbe girebiliriz. Lâkin, hayatı millet tehlikeye maruz kalmayınca, harp bir cinayettir.”

Gerçekten de ATATÜRK, vatanımızın düşman istilâ ve işgaline uğraması; bu durumun sonuçlarının antlaşma ile milletimize zorla kabul ettirilmek istenmesi; Osmanlı Devleti’nin “kapitülasyon” cenderesi içinde milletlerarası camianın eşit bir üyesi olarak hareket etme yeteneğini kaybetmiş olması; bu yüzden de Hükûmet’in vatanımızın parçalanıp paylaşılması tertipleri karşısında direnme iradesi ve gücü ortaya koyamaması; istiklâlimizin, egemenliğimizin ve vatanımızın bütünlüğünün barışçı yollardan sağlanması ümidinin de tamamen yok olması üzerine, İstiklâl Savaşımızı, Millî Mücadelemizi başlattı. Savaşa, vatanımız işgalden kurtarıldıktan sonra egemen eşitlik temelinde gerçekçi ve kalıcı bir barışı emperyalist devletlere kabul ettirmek amacıyla başvurdu. Bu suretle bölgesel ve evrensel barışa da katlıda bulundu.

Askeri zaferler diplomasimizin başarı yolunu açtı

Bolşevik Rusya, Ermenilerin 1919 yılında Doğu Anadolu’da topraklarımıza yaptıkları saldırılarda onlara destek vermişti. Bu saldırılar sonucunda Ermeniler, Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Iğdır gibi yörelerimizi ele geçirmişlerdi.

Bolşevik Rusya 1920 yazında da Ermenistan ile bir anlaşma yaptı. Hemen hemen bütün ahalisi Türk olan Nahçıvan, Ermenistan’a bırakıldı.

Gümrü Anlaşması

Bu kötü durum karşısında Eylül 1920'de Doğu Cephesi'nde taarruza geçen Kâzım Karabekir Paşa komutasındaki 15. Kolordumuz, Mîsâk-ı Millî sınırları içinde olan Sarıkamış, Kars, Ardahan, Artvin, Batum ve Tuzluca ve Iğdır’ı geri aldı. Gümrü'yü de işgal etti.

Ermeniler barış talep etme zorunda kaldı. 2 Aralık 1920 tarihinde Gümrü Antlaşması imzalandı.

Gümrü Antlaşması TBMM Hükûmeti’nin akdettiği ilk anlaşma olarak tarihe geçti.

Bu Andlaşma’nın asıl önemi, Andlaşma’nın 10. Maddesinde Ermenistan’ın Sevr Antlaşması’nı açıkça “yok hükmünde” kabul etmiş olmasıdır.

I. İnönü Zaferi

Batı Cephesinde de İsmet Paşa’nın (İNÖNÜ) kumandası altındaki ordularımızın Yunan ordusuna karşı 10 Ocak 1921’de kazandığı I. İnönü Zaferi, Millî Mücadelemizde sadece askerî alanda değil, diplomaside de bir dönüm noktası oldu.

I. İnönü Zaferi o güne kadar yenilemez olduğu düşünülen emperyalist güçlerin desteğindeki Yunan Ordusunun Anadolu’daki ilerleyişinin durdurulabileceğini ve hattâ yenilebileceğini gösterdi.

Millî Mücadele Hareketi’nin hem doğu hem batı cephelerinde sağladığı başarıların diplomasimize olumlu yansıması gecikmedi.

Londra Konferansı

İngiltere TBMM Hükûmeti’ni 21 Şubat 1921’de Londra’da açılan Konferans’a davet etti. Bu davet ATATÜRK diplomasisinin doğru yönde ilerlediğinin ilk habercilerinden biri oldu.

Rusya ile Anlaşma

Moskova’ya giden TBMM heyeti 16 Mart 1921’de “TBMM Hükûmeti” ile “Rusya Sosyalist Federatif Cumhuriyeti Hükûmeti” arasında çeşitli kaynaklarda “Kardeşlik Antlaşması” olarak da adlandırılan “Moskova Antlaşması’nı” imza etti. Antlaşma’nın Dibacesi’nde “halkların kendi kaderini tayin etme” ilkesi ve iki taraf arasında “emperyalizme karşı mücadele dayanışmasının” varlığı vurgulandı.

Bu Antlaşma ile Bolşevik Rusya Misak-ı Millî’yi tanıyan ilk Devlet oldu. Gerçekten de Moskova anlaşması ile TBMM hükümeti, sınır meselesinde Batum, Ahıska ve Ahılkelek dışında Misâk-ı Millî’de öngörülen sınırları Sovyet Rusya’ya kabul ettirmiş oldu.

İki taraf arasında akdedilmiş olan eski antlaşmalar iptal edildi. Osmanlı Devleti’nin Çarlık Rusya’ya karşı üstlendiği malî yükler silindi, kapitülasyonlar kaldırıldı.

Moskova Andlaşması’nın en önemli sonuçlarından biri de Türkiye’nin Türk Dünyası’na açılan kapısı mahiyetindeki Türk yurdu Nahçıvan’ın statüsü hakkında olmuştur.

Doğu’da barış, Batı’da savaşın yükünü azalttı

Moskova Antlaşması ile doğu sınırlarını emniyet altına alan TBMM Hükûmeti, Batı Cephesi’ndeki ordularının gücünü kuvvetlendirme imkânını elde etti. Bu imkân Yunan kuvvetlerine karşı nihai zaferimizi kolaylaştıran bir faktör oldu.

Bu gelişmelerden hemen sonra, 1917’de Osmanlı İmparatorluğu ile diplomatik münasebetleri kesilen ve Millî Mücadele hareketimize de hayırhah nazarlarla bakmayan ve oldukça mesafeli davranan ABD’nin tutumunda da olumlu yönde değişiklikler görülmeye başlandı.

II. İnönü Zaferi

1 Nisan 1921’de kazanılan II. İnönü zaferi de TBMM Hükûmeti’nin diplomaside arka arkaya gelmeye başlayan anlamlı başarılı sonuçlarının kapısını araladı.

İtalyanlar Antalya’dan Temmuz 1921’de çekildi.

Sakarya Meydan Muharebesi

Diplomaside başarı kapısının tamamen açılması, 1921 yılının 23 Ağustos ve 13 Eylül günleri arasında 22 gün 22 gece kesintisiz süren Sakarya Meydan Muharebesinin Başkumandan ATATÜRK’ün (Mustafa Kemâl Paşa) sevk ve idaresindeki şanlı ordumuzun zaferiyle sonuçlanmasıyla mümkün oldu.

İtalyanlar Anadolu’da işgal ettikleri yerleri tamamen boşalttılar.

İngilizler ise ellerindeki Türk esirleri serbest bıraktılar.

Sakarya Zaferi’ni takiben 13 Ekim 1921’de TBMM Hükûmeti ile üç Sovyet Cumhuriyeti Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan arasında Kars antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Türk-Sovyet sınırı son ve kesin şeklini aldı. Nahçıvan’ın Moskova Antlaşması ile belirlenen statüsü teyit edildi.

Fransa ile Ankara Antlaşması

Sakarya Zaferinin en önemli siyasî sonucu da 20 Ekim 1921’de Fransızlarla imzalanan Ankara Antlaşması (İtilâfnamesi) oldu.

Bu Antlaşma Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin, Kurtuluş Savaşı içinde İtilâf Devletleri’nden biriyle ve bir Batılı devletle yaptığı ilk anlaşmadır.

Ankara Antlaşması ile Birinci Dünya Savaşı öncesinde kurulmuş bulunan İtilâf Devletleri bloğu parçalanmıştır. İngiltere, Anadolu’da yalnız kaldı.

Fransa Türkiye’yi ve Misak-ı Millî’yi resmen tanımakla, İngiltere’nin Doğu Akdeniz politikasını desteklemekten vazgeçtiğini de ortaya koymaktaydı.

Ankara Antlaşması ile Türkiye Güney cephesini güvenceye almış ve buradaki askerlerini de Batı Cephesine kaydırmıştır.

Ayrıca, 2 Ocak 1922’de Ukrayna ile Dostluk ve Kardeşlik Antlaşması imzalandı.

Askerî zaferler diplomasimizi güçlendirdi

Böylece ATATÜRK, kazanılan askerî zaferlerle sağlam bir zemine kavuşan diplomasimizle Fransa ve İtalya’yı İngiltere’den ayırdı. ABD’nin de her üçünden uzaklaşmasını sağladı. Böylece bize karşı Batı’da oluşan husumet kampı bölünmüş oldu. Anadolu’yu işgal eden Batı’ya karşı Sovyet Rusya’yı denge unsuru olarak kullanma stratejisi başarıya ulaştı.

Büyük Zafer

ATATÜRK, 19 Mayıs 1919 Pazartesi günü Samsun’da başlattığı kurtuluş, millî bağımsızlık ve egemenlik mücadelesini 9 Eylül 1922 Cumartesi günü İzmir’de kesin askerî zaferle sonuçlandırdı. Bu kesin sonucu getiren de O’nun verdiği emirle 26 Ağustos 1922 Cumartesi günü şafakla başlayan Büyük Taarruzun 30 Ağustos Çarşamba günü Dumlupınar’da Büyük Zaferle bitmesi ve 1 Eylül Cuma günü Dumlupınar’da verdiği “Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz'dir. İleri!” emri üzerine düşmanın takip edilerek 9 Eylül’de İzmir’in işgalden kurtarılması oldu. Vatanımız düşman işgalinden, Milletimiz de emperyalizmin esaretinden kurtarıldı.

Büyük Zafer ateşkes ve barış getirdi

Büyük Zaferimiz, yeni bir diplomasi zaferinin zeminini hazırladı. Vatanımızı işgal etmiş bulunan İtilâf Devletleri Ankara Hükümeti’ne mütareke (ateşkes) teklif ettiler. Ankara Hükûmetiyle 11 Ekim 1922’de imzalan Mütareke ile Osmanlı İmparatorluğu siyaseten ve hukuken sona erdi.

Siyasî tarih arşivlerinde bir ibret vesikası olarak okunabilecek olan Sevr Antlaşması yırtılıp atıldı.

Mudanya Mütarekesi müzakereleri sırasında teati edilen notalarla barış görüşmeleri için Lozan’da bir Konferans toplanmasına karar verildi.

Devletimizin Tapusu: Lozan Barış Antlaşması

İsviçre’nin Lozan kentinde toplanan Barış Konferans’ı sonucunda 24 Temmuz 1923 Salı günü imzalanan Barış Antlaşması’nı Atatürk, Büyük Nutuk’unda şu ifadelerle değerlendirmiştir:

“…Bu antlaşma, Türk Milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması'yla tamamlandığı zannedilmiş büyük bir suikastın yıkılışını ifade eder bir vesikadır. Osmanlı devrine ait tarihte, emsali görülmemiş bir siyasi zafer eseridir.”

Lozan Barış Antlaşması, Türkiye’nin, mutlak bağımsız ve egemen bir devlet ve milletlerarası camianın hukuken eşit bir üyesi olarak doğduğunu tescil eden belgedir.

TBMM’nin 29 Ekim 1923 günü “Türkiye Cumhuriyeti” olarak ilân ettiği devletimizin “tapu senedi” mahiyetindedir.

ATATÜRK’ün Lozan Barış Antlaşması şeklinde milletimize miras bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tapusuna kuşkusuz sonsuza dek sahip çıkılacaktır.

Kutlu Olsun

Büyük Taarruz’un ve Büyük Zafer’in 101’inci Yıldönümü, ZAFER BAYRAMIMIZ kutlu ve mutlu olsun!

30 Ağustos Zafer Bayramımızın her yıl illerimizde ve garnizon merkezlerinde yıldönümü sayısınca top atışlarıyla, örneğin bu yıl 101 pare top atışıyla, şanla ve şerefle kutlanmasını sade bir yurttaş olarak öneririm.

Büyük Zafer tarihin akışını değiştiren bir tarihî başlangıç olmuştur. Bu başlangıç ile Türkiye Cumhuriyeti Birinci Yüzyıl’ını tamamlamak ve sonsuzluğa doğru İkinci Yüzyıl’ına başlamak üzeredir. Ne Mutlu bize!

Büyük Zaferi ve şerefli başlangıcı Millet’imize getiren başta Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere, İstiklâl Savaşımızın bütün komutanlarını, kahraman erlerimizi, şehitlerimizi, gazilerimizi rahmet, minnet, şükran, sevgi ve saygıyla anıyorum.

 

Yorumlar