Dr. Yeşim Demir Dr. Yeşim Demir

İran: Petrol Denizinde Ekmek Kavgası

05 Şubat 2018
İran: Petrol Denizinde Ekmek Kavgası

İran'da, Aralık’ın son haftası başlayan ekonomik temelli protesto gösterileri 2009’daki Yeşil Hareket'ten bugüne İran İslam Cumhuriyeti'nin en büyük kamuoyu sorunu olmuştur. Ülkenin en büyük ikinci şehri olan İran'ın dini ve manevi merkezlerinden biri olan Meşhed'de başlayan protestolar, Tahran, Ahvaz, Nişabur, Kum ve Kirmanşah’a yayıldı.

Gösterilerde dikkat çekici olan ise protestocuların, ülkenin en etkili iki gücü, ruhani lider Ali Hamaney ile Devrim Muhafızlarını doğrudan hedef alması idi.

Bu sürece nasıl gelindi?

Ekonomik Neden

Ekonomik açıdan olaya bakıldığında İran, kökleri derinde olan finansal sorunlarla karşı karşıya. Bankalar battı, bankerler ise mudilerine paralarını ödeyemedi. Yani, Merkez Bankası güvencesi altında olmasına rağmen vatandaş parasını geri alamadı. Aslında İran'da yaşanan bu sıkıntılar yeni olmayıp 2-3 aydan beri devam ediyor.

İran Rejimi’nin, Orta Doğu'da daha fazla güç kazanmak için bazı ülkelere maddi desteği başarısız ekonominin nedenlerinden biri olarak sayılırken, temel tüketim mallarındaki ani yükseliş de ayrıca tepkiye neden olmuştur.

İran’da 6-7 aydan beri devam eden kuş gribi nedeniyle halkın en ucuz tüketebileceği tavuk ve yumurta tüketiminde yaşanan sıkıntılar yumurta fiyatının  %100 artmasına neden olmuştu. Her ne kadar Türkiye’den tavuk ve yumurta ithali yapılmış olsa da halkın tepkisi devam etmiştir.

İran, son 60 yılının en kurak dönemini yaşamaktadır. Öyle ki, Ortadoğu’nun en büyük gölü Urmiye dahi kurumaya yüz tutmuş, su yüzünden iki köy arasında kavgalar çıkmış ve köyler terkedilmeye başlanmıştır. Ayrıca devletin tarım alanındaki sübvansiyonu kaldırması sıkıntıları artırmış, dolayısıyla ekmeğin 10 yıldır aynı kalan fiyatı %160 oranında artmıştır.  Aynı zamanda, şeker %45, süt %39 ve et %13 oranında fiyatları artan temel tüketim malları arasında olmuştur.

İran’da, belirli ailelerin vakıf ve dernekler kurmak suretiyle adeta ülkeyi parsellemiş olmaları da ayrıca tepki nedenleri arasında sayılabilir. Bu vakıf ve derneklere devlet bütçesinden önemli sayılabilecek oranda bütçe ayrılmaktadır. Bu oran, Ayetullah Humeyni döneminden beri açıklanmamış ancak Hasan Ruhani’nin, dernek ve vakıf ismi vererek oranları açıklaması tepkilere sebep olmuştur.

İran’daki ekonomik sorunların daha da derinleşmesinin nedenleri arasında İran’a karşı uygulanan ekonomik ambargolarda unutulmamalıdır.

İran hükümetinin, 19 Aralık’ta yeni tasarruf tedbirleri paketini açıklaması artık patlama noktası oldu. Paket kapsamında benzin fiyatları %50 yükseliyor, 34 milyondan fazla insanın yararlandığı sosyal yardım parası kesiliyor. Ülkede asgari ücretin 1025 lira civarında olduğu dikkate alındığında krizin boyutu anlaşılabilmektedir.

Bu durumun her ne kadar bir tasarruf planı olduğu açıklanmış olsa da pakette, askeri harcamaların arttırılması (önemli miktarı Devrim Muhafızları için) dikkat çekmiştir.

Daha önce de belirttiğimiz gibi protestocuların hedefleri arasında olan Devrim Muhafızları Ordusu, maliyetli olan askeri operasyonlarını hemen hemen İran’ın dışında (Lübnan’da Hizbullah güçlerine, Suriye’de Esat rejimine, Irak’ta Haşdi Şabi ve Yemen’de Husilere) gerçekleştirmektedir. “Ne Gazze ne Lübnan, derdimiz İran” veya Suriye’yi bırakın halka bakın’’ sloganları da işte bu nedenle en fazla duyulan sloganlardandı.

Protestoların Olduğu Bölgeler

Olaylar, İran'ın en büyük ikinci şehri olan Meşhed, Ahvaz, Tahran, Nişabur ve Kirmanşah bölgelerinde başladı. Kirmanşah, sünni muhafazakar halkın yoğun olarak yaşadığı yer olmakla birlikte IŞİD'in merkezi durumunda. Kirmanşah'ta, 3-4 ayda IŞİD'e mensup 7-8 grup yakalanarak yargılanmış, hapsedilmiş, bazıları ise idama mahkum edilmişti. Dolayısıyla, kaos ortamı oluşmasında dış destekli IŞİD de etkili olmuştur denilebilir.

İran'ın önemli dini merkezi olan Kum kenti de bu gelişmelerde önemli rol oynamıştır: Ruhani-Ahmedinejad arasındaki gerilim. Kasım ayında İran-Irak sınırında meydana gelen deprem sonucu konutlar önemli hasar görmüştü. Ruhani tarafından bu konutların Ahmedinejad döneminde devlet tarafından yaptırılan sosyal konutlar olduğunun dile getirilmesi ile Ahmedinejad eleştirilmişti. Buna karşılık olarak Ahmedinejad, Ruhaniye karşı üstü örtülü olarak sokağa çıkma çağrısı yaptı.

Gösterilerde etnik dalga da unutulmamalı; Araplar ve Beluclar bağımsızlık istiyor. Kürtler, ABD destekli Pejak aracılığıyla faaliyet gösteriyor. Sünniler de siyasi ortamdan rahatsız, çünkü son 4-5 aydır Sünnilerin Cuma İmamlarına Tahran Hükümeti tarafından seyahat izni verilmemekte. (İran'da Cuma İmamları önemlidir. Her şehrin bir Cuma İmamı vardır ve verdikleri fetva ile etkili olabilmektedirler) Dolayısıyla tepki olarak hepsi sokaklara inmişti.

Türk bölgelerinde durum
Türk bölgeleri olan Tebriz, Erdebil, Urmiye'de herhangi bir hareketlilik olmadı. Türklerin molla rejiminden, Ruhani'den ve sistemden memnun olmamasına rağmen eylemlere katılmaması, daha önce içinde bulundukları gösterilerden en fazla zarar gören grup olmalarının yarattığı tedirginliğe, lideri ve örgütlenmesi olmadan başlatılan hareketin kaostan başka herhangi bir netice vermeyeceğine inanmış olmalarına bağlanabilir. Çünkü her şehrin farklı bir beklentisi var. İran'daki Arabistan olarak da nitelendirilen Ahvaz'da “Yaşasın Arabistan” Kirmanşah'ta “PEJAK", Tahran'da "Şah'ın oğlu gelsin” denilirken, Kum'da ise “Ahmedinejad var olsun” sloganları yükselmekteydi. Dolayısıyla söylemlerde birlik olmadığı görülmektedir.

Şu gerçeği de unutmamak gerekir; Tebriz'de hareketlilik olmadığı sürece bir şey olmaz. Çünkü İran'ın kaderini Tebriz belirler. Ayrıca, Türkler hiç bir zaman devletine karşı ayaklanmamıştır. Bu süreçte, Azerbaycan Türklerinin kurmuş olduğu 8 örgüt, bir bildiri yayımlayarak, bu hareketin kendilerine ait olmadığını dolayısıyla kabul etmediklerini, bu gösterilerin bilinçli, Türkleri ezmek ve kaos ortamı yaratmak amaçlı olduğunu ifade ettiler.

Türkler, ulusal kimliklerine dönük uzun dönemli ve yoğun baskılara rağmen Türklük kimliklerine sahip çıkmakta ve Şii kimliğinin milli kimlikleri karşısında etkisiz kaldığı görülmektedir.

Türkler ulusal kimlikten yoksun bırakılmıştır. Devlet kademelerinde bulunan Türkler, ulusal kimliklerini gizlemek zorunda kalmışlardır. Örneğin Türklerin, dönem dönem sokaklara çıkması ulusal kimlik arayışlarının bir göstergesiydi. Özellikle bu noktada Türklerin takımı olan Traktör Futbol Takımı maçlarında "Haray Haray Men Türk'em" sözleri ile ulusal kimlikleri konusunda sessiz kalmadıklarını da göstermişlerdir.

İran'daki Türk Kökenli Ayrılıkçı Hareketlerin Beklentileri

Şiiliğin artık İran'ın genelinde ve özelde Türkler arasında hiçbir önemi kalmamıştır. Afşarlar, Karapapaklar, Özbekler ve Türkmenler arasında Sünni Mezhebi yaygınken Şiilik, Tebriz, Hoy, Urmiye, Erdebil gibi şehirlerde varlık göstermektedir. Şiiler, aslında bu yerlerde de fanatik bir yapıya sahip değiller.

İran'da, 3 farklı anlayışa sahip grup vardır.

Birinci gruba göre; X.yy. son çeyreğinden XX.yy.ın ilk çeyreğine kadar, yaklaşık 950 yıl, İran ya Türk hakimiyetinde ya da Türk hanedanı idaresinde yaşayan bir ülke olmuştur. Bundan dolayı İran bizimdir anlayışı hakimdir.

İkinci gruba göre; İran Federal yapıda olmalı. Çünkü eskiden İran'da Şahinşahlık vardı. Yani her eyalette Şahlık, Şahların da başında Şahinşahlar vardı. Pehlevi Döneminden önce Kaçar Hanedanlığı zamanında Anayasada İran, Memalik-i Mahrusa adıyla anılırdı.

Üçüncü gruba göre; Azerbaycan'ın İran'dan ayrılması ve her etnik grubun kendi devletini kurması gerektiğini savunmaktadırlar. Bu anlayış kaosa neden olabileceği gibi, bölgede uzun süreli etnik ve iktisadi savaşlara da yol açabilir.

Yeşil Hareketi’nden Farkı

Eğitimli ve kentli orta sınıfı hareketi olan 2009 Yeşil Hareketi’nin aksine, İran'daki son protestolar ülkedeki işçi sınıfı kitlelerinin öfkesini yansıtmaktadır. Yeşil Hareket, reformcu siyasetçi Mir Hüseyin Musavi liderliği etrafında toplanmışken, son protesto gösterilerinde, hemen her kesimden katılımcı olduğu ancak lideri olmadığı görülmekteydi. 

Dış Destek Var mıydı?

Protesto gösterileri hemen akıllara İran Rejimi sona mı eriyor sorularını getirdi. Ancak, daha öncede bahsettiğimiz gibi protestolar, rejime yönelik değil merkezi yönetime yönelikti. Şöyle ki, eğer rejime yönelik bir hedef olmuş olsaydı, öncelikle bir lider, örgüt ve teşkilatlanma olurdu. Amaç bu gösterilerle iç savaş yaratıp, merkezi hükümeti yıpratmaya çalışmaktı.

Protesto gösterilerine hazırlıksız yakalanan yönetim, doğal olarak gösterilerin arkasında kim var sorusuna yöneldi.

Gösterilerde bazı gruplar tarafından provakasyon yapıldığı da görüldü. Bir taraftan Şah yanlılarının, diğer taraftan İran dışında (Arnavutluk-Fransa) olan Halkın Mücahitleri Örgütü üyelerinin İran'a getirilmesi suretiyle provakasyonlar olduğu yönünde iddialar yer aldı. Olayların kimler tarafından yapıldığı, neler yapıldığı henüz netlik kazanmamıştır ancak eğer gösteriler bir hafta daha sürmüş olsaydı o zaman olayın boyutu değişirdi. Çünkü olaylar kendi liderini yaratabilirdi.

Hükümet yetkilileri, ilk günlerdeki protestoların samimi olduğu ancak sonrasında bazıları tarafından farklı yönlere çekildiği değerlendirmesi yaptı. Başka bir değerlendirme de ekonomik konuların bahane edildiğini ancak arka planda farklı senaryolar yer aldığı şeklinde oldu. İranlı dini liderler ise hutbelerinde, “dış güçlerin” İran’ı karıştırmak istediğini ve protestolara katılanların bu dış güçlerin oyununa geldiğini savundu.

İran, son dönemde gerginlik yaşadığı Suudi Arabistan gibi bazı ülkelerin internet üzerinden İran’da karışıklık yaratma çabasında olduğunu, hatta İran aleyhine İran halkını kullanarak vekaleten savaştığı nitelendirmesini yaptı. Suudilerin bu yönde Halkın Mücahitleri Örgütü’nden de yararlandığı ifade edildi.

Donald Trump dahil olmak üzere dünyanın en güçlü politikacılarından bazıları İran halkına ve protesto gösterilerine destek verdi. Öyle ki, ABD'nin BM Büyükelçisi Nikki Haley, durumu görüşmek üzere BM Güvenlik Konseyi toplantısı önerisinde bulundu.

Sonuç

İran’da görülen protesto gösterilerinin temelinde, kökleri derinde olan finansal sorunlar ile izlenen yayılmacı politika yatmaktadır. Gösteriler sırasında, İran ile ilişkilerde sorun yaşayan ABD, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin fırsattan istifade etmek suretiyle istikrarsızlaştırma yönünde çaba sarf ettikleri de görüldü.

Yeşil Hareket'in aksine, gösterilere katılanlar iktidarın önde gelen üyelerinin desteğini kazanamadı ve lider çıkaramadı.

Aslında bu gösteriler küçümsenemeyecek nitelik taşımaktadır. Her ne kadar sona ermiş olsa da önümüzdeki dönemde neler olacağı bilinmez. Ülkede geçmişte yaşanan huzursuzluklardan daha fazla tehdit oluşturabilir.  Bölgede uzun süreli etnik ve iktisadi savaşlara yol açabilir. Olası böyle bir durumdan hem bölge hem de Türkiye olumsuz etkilenecektir. Tabii ki temennimiz, İran'ın en kısa zamanda bu kaostan kurtulması yönünde.

Bu makale ilk olarak Diplomatik Gözlem'in Şubat 2018 sayısında yayınlanmıştır. 

İzinsiz kullanılamaz.

Yorumlar