Ersin Dedekoca Ersin Dedekoca

Japonya’daki Son Genel Seçimlerin Ardından

01 Kasım 2017
“ Seçimlerden eli güçlenerek çıkan Abe yönetiminin, Hint-Pasifik Bölgesi’nde ABD’nin stratejik oluşumunu, öncekinden daha güçlü olarak destekleyecektir. Bu desteğe karşı beklentisi de, Washington-Tokyo müttefikliğinin daha da güçlenmesi olacaktır. Bu desteğin bir diğer türevi de, yeni oluşumda yer alan Hindistan, Avustralya ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleri ile ilişkilerini arttırmak; Çin ve G.Kore ile diyaloğu hızlandırmak olacaktır. „
Japonyadaki Son Genel Seçimlerin Ardından

Japonya'da, geçen ay feshedilen Temsilciler Meclisi üyelerini belirlemek üzere 22 Ekim’de yapılan genel seçimin sonuçları belli oldu. Japon devlet televizyonu NHK'nın yayımladığı sonuçlara göre, Başbakan Şinzo Abe liderliğindeki Liberal Demokrat Parti (LDP) 284 milletvekilliği çıkardı. Mevcut hükümetin ikinci ortağı olan Komeito (NKP) ile birlikte ulaştıkları sandalye sayısı (313) ile,  parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisinde üçte iki çoğunluğu sağladı.(1)

Abe Hükümeti’nin geçen ay aldığı erken seçim kararının ardından yapılan genel seçimde ulaşılan bu sonuç, mevcut Demokratlar koalisyonunun, Japon Parlamentosunun (Diet) 465 üyeli alt organı olan Temsilciler Meclisinde üçte iki çoğunluğu sağladığını göstermektedir. Elde edilen sonuç, Abe yönetiminin,  İkinci Dünya Savaşı sonrasından kalma anayasayı değiştirme ve Japonya’nın askeri gücünü arttırmak konusunda, yıllardır arzuladıkları çoğunluğa sahip olacaklarına da işaret etmektedir.

Aşağıdaki çalışmamızın ereği, son genel seçimleri vesilesiyle ülkenin siyasal yapısını gözden geçirmek ve alınan seçim sonuçlarını irdeleyerek, Japonya’nın geleceği ile ilgili çıkarımlar yapabilmek olmuştur.

Japon Siyasal Sisteminin Ana Hatları   

İkinci Dünya Savaşı sonunda ABD tarafından kurulan ve bugüne kadar önemli bir değişikliğe uğramamış olan mevcut siyasi sistemi sınırlı “anayasal monarşi” olarak tanımlayabiliriz. 1947 yılında yürürlüğe giren son Japon Anayasası’na göre İmparator, “devletin ve halkın birliğinin simgesi” konumunda olup, sembolik görevleri vardır. Egemenlik ise Japon halkına aittir. Bu güç başbakan ve iki kamaralı Japonya Meclisi- Diet’in seçilmiş üyeleri tarafından paylaşılır. Yönetim erkinin başı ise başbakandır. Yürütme yetkisi, parlamento üyesi olmak zorunda olan ve parlamento tarafından belirlenen başbakan ile, en fazla 20 bakanından oluşan ve tamamen Parlamento’ya karşı sorumlu olan Bakanlar Kurulu’na verilmiştir. Başbakanlar daima Temsilciler Meclisi üyelerinden atanır.

İki kamaralı Ulusal Meclis (Diet) Anayasa’da, “en üst devlet kurumu” olarak tanımlanmakta ve şimdilerde 475 sandalyeli (nüfus değişimi nedeniyle şimdilerde 465) Temsilciler Meclisi (Alt Meclis) ile, 242 sandalyeli Senato (Üst Meclis)’dan oluşmaktadır. Ulusal Meclis, Başbakan’ın atanması, Hükümet’in feshedilmesi ve bütçenin onaylanmasında temel belirleyici kurumdur. Temsilciler Meclisi anayasal olarak Üst Meclis’e göre daha güçlü bir konumdadır. Temel konulardaki bazı kararlarda sadece Alt Meclis söz sahibi olup, Üst Meclis tarafından alınan kararları da üçte iki çoğunlukla reddetme yetkisine de sahip bulunmaktadır.(2)

Diet’i oluşturan Temsilciler Meclisi üyeleri dört, Senato ise altı yılda bir halk tarafından seçilmektedir. Her ne kadar Temsilciler Meclisi’nin görev süresi dört yıl olmakla birlikte, uygulamada genelde her iki veya üç yılda bir seçime gidildiği görülmüştür. Temsilciler Meclisi’nin erken seçime gitme hakkı olmasına karşın, Senato’nun böyle bir yetkisi bulunmamaktadır.(3)

Japonya’da yerel yönetim, “prefecture” adı verilen 47 idari birime dayanmaktadır. Bu mahallî idari birimlerin her birinin, kendi seçilmiş yöneticileri ve yasama organları vardır. Ancak “üniter” bir devlet yapısına sahip olan ülkedeki yerel yönetimlerin etkisi sınırlıdır ve merkezi otoritenin her zaman için bu yerel meclislerin aldığı kararları bozma yetkisi bulunmaktadır

Ülkede geçerli olan idari yapıyı ayakta tutan en önemli unsurların birisi de bürokrasidir. Japon bürokrasisi, Batılı muadillerine göre daha küçük ama daha yetkili ve etkindir. Bürokratlar, işadamları ve politikacıların da yer aldığı ve “iron triangle” adı verilen, sistemi ayakta tutan en önemli üç unsurdan birisidir.

Siyasi Partiler

Japon siyasal sistemi, her ne kadar kâğıt üzerinde bir “çok partili rejim” olsa da, ülke siyasal sistemini tarif etmek için kullanılabilecek doğru tanımlama “hakim parti modeli (dominant party model)”’dir. Partiler yoluyla 1947 yılından bu yana hakim olan yönetimlerin başat niteliği, içerisinde “milliyetçi ve liberal” unsurlar da barındıran “merkez sağ” olagelmiştir.

Temsilciler Meclisinde temsil edilen beş büyük siyasi partiyi şu şekilde sıralayabiliriz: Liberal Demokratik Parti (Jiyūminshutō-LDP); Japonya Demokratik Partisi (DPJ) (bu parti Mart 2016’da ‘merkez sağ’dan Japon Yenilik Partisi ile birleşip, adını Demokratik Parti (DP) olarak değiştirmiştir. Eylul 2017’de erken seçim kararı alınması üzerine, tüm DP adaylarının Kibo no Tö-Umut Partisi’nden aday olması kararlaştırılmıştır); Temiz Hükümet Partisi (Komeito-NKP) ve Japonya Komünist Partisi (JCP)’dir.(4)

Bu bağlamda ülkenin, liberal-milliyetçi nitelikli en büyük partisi Liberal Demokrat Parti (LDP) olmaktadır. 1993 ve 2009 yıllarında yaşanan iki istisna dışında, savaş sonrası yapılan tüm seçimleri kazandığı ve tek başına veya koalisyonlar yoluyla hep iktidarda kaldığı görülmektedir. 1958-1983 döneminde yapılan 9 genel seçimi de kazanan ve hep tek başına iktidar olan LDP, 1983 yılında ilk kez iktidarı, bir koalisyon ortağı ile paylaşmıştır. 1986 ve 1990 seçimleri sonucunda yeniden tek parti iktidarını kuran LDP, 1993 yılında ilk kez ana muhalefet partisi olmuştur. 3 yıllık kısa bir aranın ardından, 1996, 2000, 2003 ve 2005 seçimlerinde koalisyon hükümetleri yoluyla yeniden iktidara dönen LDP, tarihinin en düşük oyunu aldığı 2009 genel seçimleri sonrasında bir kez daha iktidardan düşmüş ve yeniden ana muhalefet partisi konumuna gelmiştir. 2009 Ağustos ayında yapılan Temsilciler Meclisi seçimlerinde   oyların % 42’sini alarak, LDP’nin 55 yıllık iktidarına son veren merkez sol eğilimli Japonya Demokrat Partisi (DPJ) ile, merkez sağ/muhafazakar eğilimli Halkın Yeni Partisi’nden (PNP) oluşan bir koalisyon hükümeti iktidara gelmiştir. 3 yıllık bir aranın ardından 2012’de yeniden iktidara gelen LDP(5), Şinzo Abe’nin liderliğinde son iki genel seçimi (2012 ve 2014) rahat kazanmış ve koalisyon hükümetleri yoluyla iktidarını korumuştur.(6)

Seçimde LDP’yi bir ölçüde zorlaması beklenen en önemli rakip parti, geçtiğimiz yıl Tokyo’nun ilk kadın Belediye Başkanı seçilen 1952 doğumlu siyasetçi Yuriko Koike’nin yeni kurduğu Kibō no Tō – Umut Partisi’dir. Söz konusu parti, aynı LDP gibi serbest piyasa ekonomisi yanlısı, ancak politik yönden daha muhafazakâr bir görüntü vermektedir. Partinin başkanı Koike, daha önce ülkesinde Savunma Bakanlığı yapmış deneyimli bir siyasetçidir. “Yurinomics” adı verilen ekonomi politikalarının (fakirler için temel gelir uygulaması ve sermaye grupları için düşük vergilendirme) yarattığı heyecana karşın, başkanları Koike, Tokyo Belediye Başkanlığı görevine devam edeceği için son seçimlerde Temsilciler Meclisi için aday olmamıştır. Söz konusu olgu, partinin ulusal siyasetteki etkisini sınırlayabileceği düşünülmektedir.(7)

DPJ’den dönüşen DP liderliğine seçilen Seiji Maehara’nın etkili ve LDP’ye alternatif olacak bir program hazırlama konusunda başarılı olmadığı gözlendi. DP için konumunu daha kötüleştiren bir diğer gelişme de, önceki paragrafta belirtildiği gibi, Tokyo’nun popüler Belediye Başkanı’nın Umut Partisi’ni kurarak, DJP’nin oylarına talip olması olmuştur. Keza gelişmeden umutsuzluğa kapılan bir kısım DP üyeleri, “Rikken Minshutō – Japonya Anayasal Demokratik Partisi (JDP/CDPJ)”yi  kurmuşlardır. Partinin başkanlığına da, DPJ koalisyonu döneminde (2009-2012) Ekonomi Bakanlığı yapan 1964 doğumlu Yukio Edano seçilmiştir.(8)

Natsuo Yamaguchi liderliğindeki Budist muhafazakâr Yeni Komeito Partisi (NKP)’de, son yıllarda kayda değer oranda oy kazanan bir siyasi oluşum olarak belirtilmektedir. Erken seçime giden hükümette LDP’nin koalisyon ortağıydı. Tadatomo Yoshida liderliğindeki “Shakai Minshu-tō – Japonya Sosyal Demokrat Partisi (SDP” ve Kazuo Shii liderliğindeki “Nihon Kyōsan-tō – Japonya Komünist Partisi (JCP)” de, son seçimin diğer önemli aktörleri olarak sayılıyordu. Yine bu bağlamda Masashi Nakano liderliğindeki “Nippon no Kokoro – Japon Kokoro Partisi” de, bu seçim öncesinde ismi zikredilen milliyetçi-muhafazakâr sağ çizgideki partiydi. Ancak bu paragrafta belirtilen üç partinin yüksek oy oranlarına ulaşması beklenmemekteydi. Zira geleneksel olarak sol ve aşırı sağ düşünceler Japonya’da taban bulamamaktadır. Söz konusu olgu, Japonya’nın sosyo-ekonomik yapısı (“iron triangle” sonucu, güçlü sermaye grupları ve onların halkla bütünleşmiş olması) ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşadığı siyasal deneyimlerin (faşist dönemin olumsuz mirası) sonucu olarak görülmektedir.(9)

Japon Anayasası ve Etrafındaki Tartışmalar

ABD’nin hazırladığı 1947 Anayasası’nın yürürlüğü giriş şekli ve içindeki kısıtlamalar hiçbir zaman Japon halkının içine sinmemiştir. Ancak günümüze kadar bu yolda bir değişiklik yapmak, özellikle üçte iki çoğunluğu sağlama yönünde bir siyasi uzlaşma sağlanamadığı için mümkün olmamıştır. Ancak şu bir gerçektir ki, Japon Anayasası’nda değişikliğe ilişkin güncel en temel tartışma konusu “yönetim sistemine” ilişkin değildir. Japonya’da, Anayasa’ya ilişkin en çok tartışılan konu, Japon devletini “pasifizme” zorladığı iddia edilen “dokuzuncu” maddesinin değiştirilmesine ilişkindir.

Anılan dokuzuncu maddeye göre: Adalet ve düzene dayalı uluslararası bir barışa içtenlikle bağlı olan Japon halkı, ulusun egemenlik hakkı olarak savaşı, uluslararası sorunların çözümünde tehdit ve güç kullanımını sonsuza dek reddetmektedir. Bu hususu sağlayabilmek amacıyla, diğer savaş potansiyellerinin yanı sıra kara, deniz ve hava güçlerini asla bulundurulmayacak; Japon Devleti’ne hiçbir zaman savaş ilan etme hakkı tanınmayacaktır. 

Özellikle, 20 nci yüzyılın son çeyreğinin başından itibaren Uzakdoğu Asya’da Çin’in, giderek yükselen bir güç haline gelmesi, Japon kamuoyunda “ülke güvenliği” konusunda endişe uyandırmaktadır. Olası bir Çin tehdidi karşısında, ABD’nin garanti ettiği güvenliğin ne kadar yeterli olacağı sorusu, Japon halkını oldukça meşgul eden bir düşüncedir.

Önceki Başbakan Koizumi’nin liderliğindeki LDP Hükümeti zamanında (2005 yılında) bir anayasa değişikliği teklifi hazırlamıştır. Teklifte sadece dokuzuncu maddeye ilişkin değişiklikler yer almamış, ilaveten bazı temel hak ve özgürlükler de yeniden tanımlanarak düzenlenmişti. Değişiklik için Temsilciler Meclisi’nde gereken salt çoğunluk, o tarihte henüz “referandum yasasının” mevcut olmayışı ve taslağa karşı tüm ülke çapında sivil toplum örgütleri tarafından yoğun bir muhalefet kampanyası yürütülmesi nedenleriyle taslak beklemeye alınmıştır.(10)

Bu arada Japonya’nın uluslararası çatışma alanlarındaki konumuna baktığımızda, uluslararası örgütlerde özellikle Soğuk Savaş’tan sonra daha aktif politikalar izlediğini, BM Barış Gücü çerçevesinde 1996’dan beri Golan Tepeleri’nde, 2007’den beri de Nepal’de “Meşru Müdafaa Gücü” bulundurmakta olduğunu görmekteyiz. Bir başka ifade ile, Soğuk Savaş’ın bitimi ile Japonya’nın ABD nezdindeki öneminin azalması, Japonya’nın düşük profilli dış politika ve güvenlik anlayışının değiştirilmesi isteğini ön plana çıkarmıştır.

Japonya, 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ve müttefiklerine, terörle savaşta insani yardım ve lojistik destek konularında yardımlarda bulunacağını deklare etmiştir. Bu bağlamda Afganistan operasyonuna maddi desteklerde bulunan Japonya, özellikle yeniden inşa faaliyetlerinde katkılarda bulunmuştur. Ayrıca Irak’ta yeniden inşa faaliyetlerine ve insani yardımlara katılmayı öngören özel önlemler yasasını Temmuz 2003’de meclisten geçirmiş ve Japon Öz Savunma Kuvvetlerini, yaklaşık 1.000 kişilik bir birlikle Şubat 2004’de Irak’a konuşlandırmıştır. Bu gelişme Japonya’nın, gerek İkinci Dünya Savaşı sonrasından bu yana süregelen dış politika anlayışında ve gerekse  ABD ile ittifak ilişkilerinde önemli bir dönüm noktası oluşturmuştur.(11)

Japonya’nın güvenlik algılamaları bağlamında gerçekleştirdiği bu nitel dönüşümlerin temelinde, daha öncede belirttiğimiz gibi, Soğuk Savaş sonrası dönemde Asya-Pasifik bölgesinde ortaya çıkan dinamiklerin dizginlenmesi, Kuzey Kore’nin nükleer silah geliştirme programının önlenmesi, Irak ve Afganistan’daki yeniden inşa faaliyetlerinde aktif rol oynama isteklerinin yer aldığı açıkça anlaşılmaktadır.(12)

2012 yılında Shinzo Abe,yeniden başbakan olunca, dokuzuncu maddeyle birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok maddeyi de yeniden düzenleyen çok daha kapsamlı bir taslağı gündeme getirdi.(13) Abe’nin o dönemde, doğrudan anayasayı değiştirmek yerine, uygulamada bir yorum farklılığına giderek, Japonya’nın uluslararası askeri operasyonlarda daha aktif hale gelmesini yeğlediği görülmüştür. Bu sırada gözlenen bir diğer olgu da, değişiklik konusunda siyasi ve kamuoyu desteğinin giderek artması olmuştur.(14) Bu bağlamda, Ağustos 2014’te yayımlanan Savunma Beyaz Kitabı’nda bölge güvenliğini şekillendiren temel unsurlar olarak; “Kuzey Kore’nin nükleer faaliyetleri, Çin'in savunma politikasının ve askeri kuvvetleri geliştirme çalışmalarının yeterince şeffaf olmaması, Çin’in Doğu Çin Denizi’nde ilan ettiği Hava Savunma Tanıma Bölgesi, Tayvan ve Güney Çin Denizi sorunları,  Rusya’nın ordusunu modernize ederek bölgedeki etkinliğini artırması” gösterilmiştir.(15)

Söz konusu değişim kapsamında, Aralık 2013’de kurulan Ulusal Güvenlik Konseyi ile, Nisan 2014’te, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra uygulamaya konan “silah ihracatı kısıtlamaları”nın hafifletilmesi kararlarını zikretmek gerekir. Buna paralel olarak, Japon savunma bütçesi her yıl artış göstermiş ve  2018’e kadar da her yıl yüzde 3 oranında arttırılması hedeflenmiştir. Japonya silahlı kuvvetlerinin şimdilerdeki sayısı 247 bin olup, bu sayı, Rusya dışında Avrupa’nın en büyük ordusuna sahip olan (229 bin) Fransa’nın asker sayısından, az da olsa fazladır. Diğer yandan, hâlihazır konumuyla Japonya silahlı gücü, Asya’nın 13 ncü büyük gücü durumundadır. Diğer yandan, ülkenin bu gücünü, 665 bin askere sahip olan G.Kore ile karşılaştırdığımızda, oldukça geride olduğunu görmekteyiz.(16) 

22 Ekim Erken Genel Seçimleri

Bilindiği gibi Başbakan Abe, Japonya'nın karşı karşıya olduğu "ulusal krizleri" ele almak için "tazelenmiş vekalete" ihtiyaç duyulduğu gerekçesiyle, Temsilciler Meclisi’ni Eylül ayı sonunda feshederek, erken seçim kararı almıştı. Keza, bu kararın alınmasında belirtilen ulusal krizin de, K.Kore nükleer tehdidi, Fukuşima sonrası izlenecek nükleer politika ve vergi konusunun belirlenmesini içerdiği ifade edilmişti.(17)

Ancak, alınan bu erken seçim kararının gerisindeki gerçek nedenin, yaşanan çeşitli skandallar ve bazı şaibeli bakanların istifa etmesi üzerine yapılan anketlerdeki, hükümetin hızla düşen kamuoyu desteğinin olduğu belirtilmektedir.(18) Bu etkenin yanında, DPJ’den dönüşen DP liderliğine seçilen Seiji Maehara’nın etkili ve LDP’ye alternatif olacak bir program hazırlama konusundaki başarısızlığının anlaşılması da, Abe’nin erken seçim kararında önemli rol oynamıştır. DP için konumunu daha kötüleştiren bir diğer gelişme de, bu arada, Tokyo’nun popüler Belediye Başkanı’nın Umut Partisi’ni kurarak, DJP’nin oylarına talip olması ve böylece muhalefet oylarının bölünmesi olgusudur. Keza gelişmeden umutsuzluğa kapılan bir kısım DP üyeleri, çalışmamızın daha önceki bölümünde de belirtildiği gibi CDPJ’yi kurmuşlardı.(19)

Bu arada 20 olan seçmen olma yaşı, içinde bulunduğumuz Temmuz ayında 18’e indirilmiştir. Ancak bu değişikliğin, gençlerdeki seçime katılma oranının düşüklüğü nedeniyle, seçim sonuçlarını ve bu yolla Japon politika çevresini değiştirmesi beklenmemekteydi.(20)  

Başbakan Shinzo Abe liderliğindeki LDP-Komeito Partisi koalisyonu Aralık 2012’den bu yana iktidardadır. Koalisyon Hükümeti, kurulduğundan bu yana gerçekleşen tüm genel seçimlerden başarı ile çıkarak konumunu sağlamlaştırmıştı. Son olarak, 2016 Temmuz ayında yapılan Senato (Üst Meclis) kısmi seçimlerini de kazanarak, koalisyonu fikrî bağlamda destekleyen partilerle birlikte Temsilciler Meclisi’nin yanı sıra, Senato’da da salt çoğunluğu elde etmişti.

Japon televizyounu NHK'nın yayımladığı 22 Ekim genel seçim sonuçlarına göre, Başbakan Abe'nin liderliğindeki Liberal Demokratlar koalisyonu, parlamentonun alt kanadı Temsilciler Meclisindeki 465 sandalyenin 312'sini kazanırken, diğer partilerin toplam üye sayısı 143’de kalmıştır. Sonuçlar aşağıdaki grafikte gösterilmiştir:

Grafikten de anlaşılacağı üzere, seçim öncesi koalisyonunu oluşturan LDP ve Komeito Partisi’nin sandalye toplamı, hükümet etmenin dışında, anayasa değişikliği için gereken salt çoğunluğa da (310) ulaşmış bulunmaktadır. Elde edilen bu sonuçlarla Shinzo Abe, LDP liderliğini tekrar devraldığı 2012 yılından bu yana, beşinci seçimi de kazanmış olmaktadır.

Partilerin sandalye dağılımına baktığımızda da, LDP’nin 284 (yönetim çoğunluğu için gereken 233), Umut’un 50, Komeito’nun 29, JCP’nin 12, JDP’nin 55, Nippon’un 11, SDP’nin 2, bağımsızların 22 meclis üyesi çıkardıkları anlaşılmaktadır. Elde edilen bu sonuç, LDP ve Komeito koalisyonunun, Diet’in alt kanadı olan Temsilciler Meclisinde salt çoğunluğu ele geçirmelerinin yanında, karşılarında, yönetime talip olabilecek başka bir seçeneğin olmadığı gerçeğini ortaya koymaktadır.(21)

Seçim sonuçlarından şaşkınlık yaşayan muhalefet partilerinin başında, yeni kurulan ve iddialı olan Umut Partisi gelmektedir. Partinin kazandığı sandalye sadece 50 olup, JDP’nin gerisinde kalmıştır. Böylece, bölünmüş muhalefet oyları ve 2009-12 yılları arasında ülkeyi yönetmiş olan DPJ’nin politika sahnesinden silinmesi gerçekleri ile taçlanan, 284 sandalyeli LDP’nin karizmatik ve popülist lideri Abe’nin zaferi söz konusu olmaktadır. DJP ve onun selefi DP’yi politika etkinliğinden silinmesinin Abe tarafından hızlandırıldığı belirtilmektedir.(22) Bu sonuçların net ifadesi, 2012 yılından bu yana başbakanlık yapan Abe’nin, başbakan olarak pozisyonunu 2021 yılına kadar güvenceye almış olduğudur. Böylece Abe Japon tarihindeki yerini, İkinci Dünya Savaşından bu yana “en uzun süre” başbakan olarak görev yapan lider olarak alacaktır.

Seçim Sonuçlarının Değerlendirilmesi ve Beklenen Etkileri

Seçim sonuçlarının en güçlü sonucu, erken ve “baskın” seçim kararı ile risk alan Abe’nin elde ettiği başarının, düşündüğü ve çoğunluğunu dillendirdiği amaçlarını gerçekleştirme konusunda yolunun net bir şekilde açıldığıdır. Yolunun amacını da: Japonya’yı Asya’da yeniden büyük güç yapmaktır. Bunun yolunun da, ülkenin yeniden ekonomik canlılığını kazanması, uluslararası siyasî etkinliğini arttırması ve bu “yumuşak güç” unsurlarının yanında, “sert güç” bileşenlerinden biri olan “askerî gücü” arttırmasından geçtiğini çok iyi bilmektedir.

Önceki paragrafta bahsettiğimiz Abe’nin öncelikleri için Japonya’nın önünde, çeşitli iç ve dış (bölgesel ve/veya küresel düzlemde), kısa ve uzun vadeli zorluk ve zorunluluklar mevcuttur. Şimdi bunlara kısaca bir göz atalım:

 Her ne kadar uzun zamandır ülke siyaseti ve Abe’nin gündeminin ilk sırasını, K.Kore tehdinine karşı Japon savunmasını nitelik ve nicelik olarak güçlendirmek alıyorsa da, aslında ülkenin daha başat konumda olan sorunları bulunmaktadır. Bunların ikisini;

  • ülkenin Çin ile ilişkilerini yeniden tanımlamak,
  • çok  hızlı bir şekilde “yaşlanan” ülke nüfusu (şimdilerde toplam nüfusun çeyreği olan 65 ve üstü yaştakilerin payının, 2015’de üçte bir oranına yükselmesi beklenmektedir) olarak sayabiliriz.

 

K.Kore konusundaki, anılan ülkeyi “en büyük tehdit” olarak gören ABD ve uluslararası camianın desteğini almak gibi bir olasılık, saydığımız iki sorunda yoktur ve tümüyle Tokyo’ya aittir.(23)

Bilindiği gibi Çin Kominist Partisi’nin geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen 19 ncu Ulusal Kongresi’nde Devlet Başkanı Xi Jinping’in açıkça vurguladığı gibi Çin, önümüzdeki dönemde sadece “ekonomik güç” olmakla yetinmeyecek, fakat “ekonomi ve savunma” bağlamında “büyük güç” olmayı hedeflemektedir. Diğer yandan Çin, Japonya ve tüm Asya ülkelerinin önemli ticarî ortağıdır. Ancak iki ülkenin askerî ilişkisine baktığımızda, tarihte iki ülkenin de Doğu Asya’da hâkim aktör ve rakip olduklarını görmekteyiz. Bu olgular ışığında, ekonomik ve askerî alanın her ikisinde birden yükselen bir güç olacak olan Çin ile ilişkileri yönetmek, Japonya için çok ön plâna çıkacaktır.

Daha önce belirttiğimiz gibi, 2000’lerin başından bu yana Japonya’nın gündeminde olan,  Japonya’nın “sınırlayıcı/pasifist” anayasasında, dokuzuncu madde başta olmak üzere değişikliğe gitme konusunda, Abe’nin kurulacağı muhtemel koalisyon, her iki mecliste de salt çoğunluk sağlayacak güce sahip olmuştur. Ancak yapılacak değişikliğin ayrıca halk oylamasına da sunulacak olması da gerekmektedir. Bu bağlamda, son seçimlerde de katılım oranının düşüklüğü ve siyasi partiler yelpazesinde son dönemde yapılan değişiklikler sonucunda, “gerçek halk tercihinin” ne ölçüde son seçimlere yansıdığı tartışmalıdır. 

Anayasa değişikliği yoluyla “ulusal savunma gücünün arttırılması” kararında, kararın alınmasından daha önemli olan konunun, bu tür harcamaların “finansman” şekli olarak ortaya çıkmaktadır. (Ülkenin savunma giderinin ulusal gelir içindeki payı yüzde 1’dir)

 

Yıllardır ekonomisi durgunluk içinde olan, kamu bütçesi uzun zamandır açık veren ve kamu borçlanması yüksek olan (OECD ülkeleri içinde, ulusal gelirin 2,4 katı olan iç borcu ile, en yüksek orana sahip) ülke için böylesi bir harcama kamu bütçesine yeni yükler getirecektir. Bu arada 2020 Tokyo Olimpiyatları için süren yatırımlar, seçim kampanyasında vergi indirimine gidileceği ve sosyal harcamalarda artış yapılacağı yönündeki Abe’nin vaatlerinin yerine getirilmesinin de nasıl olacağı merakla beklenmektedir.

Bilindiği gibi, ABD ve Japonya, dünyanın birinci ve üçüncü büyük ekonomisi olarak global GSYH’nın yüzde 30’unu temsil etmektedirler. İlâve olarak her iki ülke, mal ve hizmet ticareti ile, yabancı yatırımlar konusunda oldukça iç içe pozisyon sergilemektedir. Ülkede silahlı kuvvetler ve dolaylı olarak müttefik ABD hakkındaki olumlu algıların artması yolundaki “kırılma noktası” olarak, Japonya’nın Mart 2011)’de yaşadığı “nükleer felâket” kabul edilmektedir.(24)

İlişkinin diğer ayağı olan ABD yönünden temel stratejik olgu, Ortadoğu’daki fiziki varlığını azaltarak,ağırlığını Pasifik’te Çin ve onun stratejik ortağı Rusya ile tırmanan rekabetine kaydırmak olarak görülmektedir. Zaten İkinci Dünya Savaşı’dan bu yana Japonya’da Amerikan askeri varlığı bulunmaktadır. Yaklaşık 50 bin asker (bunun yüzde 75’i, güneydeki Okinawa Adası’ndadır) 90 askeri tesiste konuşlanmış olup, bu varlığa Japonlarca, caydırıcılık ve savunma açısından büyük önem verilmektedir. ABD, yükselen ve Amerika’nın egemen gücü için bir tehdit unsuru olan Çin’i “dengeleme” ve “çevreleme” politikası gütmektedir. Bölgenin değişen konjonktürü ve Çin’in artan bölgesel etkinliğine karşı, ABD’nin Japonya askeri gücünün caydırıcılığına gereksinimi vardır.(25) Washington yönünden bir diğer olgunun da, ekonomisinin toparlanması bağlamında Başkan Trump’ın izlediği politikanın bir sonucu olarak, Tokyo’ya yapılan askeri ve mühimmat satışının teşvik edilmesi ve arttırılması olduğu gerçeğidir.  

Japonya’nın BM İnsan Hakları Komitesi’ndeki (OHCHR) değerlendirme karşılığı “sığ demokrasi” olarak saptanmaktadır. Söz konusu değerlendirme, “Japonların en gerçek düşmanının, yanlış yönlendiren elitler karşısındaki siyasi pasiflikleri olduğu” şeklinde tanımlanmaktadır.(26) Böylesi bir tanım, belki bulunduğu coğrafyadaki çevre ülkeler içinde pek önemsenmeyebilir. Ancak, sahip olduğu ekonomik ve uluslararası algı gücünü, insan hakları yönündeki “kırılgan gücünün” iyileştirilmesi ile pekiştiren bir Tokyo, en büyük güç ve güvenlik kaynağına kavuşması kaçınılmaz durmaktadır.

Seçimlerden eli güçlenerek çıkan Abe yönetiminin, Hint-Pasifik Bölgesi’nde ABD’nin stratejik oluşumunu, öncekinden daha güçlü olarak destekleyecektir. Bu desteğe karşı beklentisi de, Washington-Tokyo müttefikliğinin daha da güçlenmesi olacaktır. Bu desteğin bir diğer türevi de, yeni oluşumda yer alan Hindistan, Avustralya ve diğer Güneydoğu Asya ülkeleri ile ilişkilerini arttırmak; Çin ve G.Kore ile diyaloğu hızlandırmak olacaktır.(27)

Sonuç

22 Ekim’de yapılan erken ve bir anlamda “baskın” Temsilciler Meclisi seçimlerinde, başkanı olduğu LDP’nin 284; koalisyon ortağı NKP ile birlikte salt çoğunluğu aşan 313 sandalye kazanan Başbakan Shinzo Abe’nin bu başarısı, kendi beklentisinin de ötesinde gerçekleşmiştir. Bu sonuçlarla, 2012 yılından bu yana başbakanlık yapan Abe’nin, başbakan olarak konumunu 2021 yılına kadar güvenceye almış olmaktadır. Bir diğer anlatımla, İkinci Dünya Savaşından bu yana “en uzun süre” başbakan olarak görev yapan lider olarak Japon tarihine geçecektir.

Sonuçlara, Japon demokrasisi ve muhalefetin temsiliyet ve etkinliği yönünden baktığımızda, seçim öncesi zaten dağılmış olan 2009-2012 yıllarının iktidar partisi DJP, bölünmüş ve marjinalleşmiş diğer partiler şeklinde bir yelpaze görülmektedir. Böylesi bir meclis oluşumu, belki Abe’nin karar ve uygulama sürecini hızlandıracak; ancak Japon demokrasisinin niteliği ve Abe’nin popülist yaklaşımları konusunda var olan eleştirileri arttıracaktır.

Seçim sonuçları Abe ve LDP açısından parlak olmakla birlikte, durgunluk ve borç içindeki ekonomi, nüfusun yaşlanması ve işgücü teminindeki zorluklar ile, seçim öncesinde, tüketim vergisinin düşürülmesi ve sosyal refahın, eğitim kalitesinin yükseltilmesi, konusundaki vaatlerin yerine getirilmesi, yönetimin önünde zorluklar olarak durmaktadır. Bunların yanında, ABD tarafından açıkça desteklenen “Japon silahlı gücünün arttırılması” konusunda önemli adımlar atılacağını veya en azından deneneceğini düşünüyoruz.Dış ilişkiler bağlamında Tokyo’nun, özellikle bölge ülkeleriyle ilişkilerinde, eskisine göre daha göz önünde olacağı ve çoklukla Washington’un tercihlerini yansıtacağı söylenebilir.

 

(1): “2017 Election Japan Decides”,NHK, 23.10.2016, https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/2017election/ (25.10.2016)

(2): “Japonya’nın Siyasi Görünümü”, TC.Dışişleri Bakanlığı, http://www.mfa.gov.tr/japonya-siyasi-gorunumu.tr.mfa (25.10.2017); Hüdai Şencan, “Japonya Hükümet Sistemi:Yarışan Partiler Değişmeyen İktidar”,TBMM Araştırma Merkezi, s.303-313, https://www.academia.edu/21270559/JAPONYA_H%C3%9CK%C3%9CMET_S%C4%B0STEM%C4%B0_YARI%C5%9EAN_PART%C4%B0LER_DE%C4%9E%C4%B0%C5%9EMEYEN_%C4%B0KT%C4%B0DAR (24.10.2017)

(3): Ozan Örmeci, “Siyasal Sistemler:Japonya”,Uluslararası Politika Akademisi (UPA), 1.12.2014, http://politikaakademisi.org/2014/12/01/siyasal-sistemler-japonya/ (25.10.2017); Hakkı Büyükbaş, “Japon Siyasal Sisteminin Gelişimi Üzerine Bir İnceleme (1868-2003)”, SDÜ Fen Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, Nisan 2013, Sayı:28, ss.. 43-73, http://www.sdu.dergipark.gov.tr/download/article-file/117800 (23.10.2017)

 (4): “Democratic Party of Japan (DPJ)”, Encyclopedia Britannica, 19.10.2017, https://www.britannica.com/topic/Democratic-Party-of-Japan (25.10.2017); Aurelia George Mulgan, “Where is Japan’s party system headed?”,East Asia Forum, 10.10.2017,

(5): Emine Akçadağ Alagöz, “Japonya’da Liberal Demokrat Parti’nin İktidara Dönüşü”, Bilgesam, 17.12.2012, http://www.bilgesam.org/incele/128/-japonya%E2%80%99da-liberal-demokrat-parti%E2%80%99nin-iktidara-donusu/#.WfMgUVu0PIU (23.10.2017)

(6): “A History of the Liberal Democratic Party”, LDP, https://www.jimin.jp/english/about-ldp/history/104257.html  (24.10.2017)

(7): Justin McCurry ,“Japan's general election: all you need to know”, The Guardian, 16.10.2017, https://www.theguardian.com/world/2017/oct/16/japan-general-election-all-you-need-to-know (24.10.2017)

(8): Aurelia George Mulgan, “Where is Japan’s party system headed?”, East Asia Forum, 10.10.2017, http://www.eastasiaforum.org/2017/10/10/where-is-japans-party-system-headed/ (23.10.2017); “Japan’s elusive dream of ‘contestable party politics’ “, East Asia Forum, 23.10.2017, http://www.eastasiaforum.org/2017/10/23/japans-elusive-dream-of-contestable-party-politics/ (25.10.2017)

(9): Ozan Örmeci, “2017 Japonya Seçimleri”, UPA, 22.10.2017, http://politikaakademisi.org/2017/10/22/2017-japonya-secimleri/ (23.10.2017)

(10): Şencan, agm.

(11): Emine Akçadağ Alagöz,“Çin ve Japonya’nın Dış Politika Analizi”, 28.04.2010, http://www.bilgesam.org/incele/949/-cin-ve-japonya'nin-dis-politika-analizi/#.WfMw91u0PIU (27.10.2017)

(12): Göktürk Tüysüzoğlu, “Japonya Dramatik Bir Değişimin Eşiğinde”, UPA, 3.01.2015, http://politikaakademisi.org/japonya-dramatik-bir-degisimin-esiginde/ (24.10.2017)

(13): Colin P. A. Jones,”The LDP constitution, article by article: a preview of things to come?”, The Japan Times, 2.07.2013, https://www.japantimes.co.jp/community/2013/07/02/issues/the-ldp-constitution-a-preview-of-things-to-come/#.WfMkc1u0PIU (27.10.2017)

(14): “Japan cabinet approves landmark military change”, BBC, http://www.bbc.com/news/world-asia-28086002 (27.10.2017)

(15): Defense of Japan Annual White Papar 2014, http://www.mod.go.jp/e/publ/w_paper/2014.html  (19.10.2017) 

(16): “How do the militarized nations of East Asia view each other?”, The Globalist, 22.04.2014, https://www.theglobalist.com/east-asia-arms-race/ (25.10.2017)

 (17): Motoko Rich, “Shinzo Abe of Japan Calls Early Election, as a Rival Party Forms”, NYT, 25.09.2017, https://www.nytimes.com/2017/09/25/world/asia/japan-abe-election.html (25.10.2017)

(18): Purnendra Jain, “Where to now for Japan after Abe’s landslide win?”, East Asia Forum, 28.10.2017, http://www.eastasiaforum.org/2017/10/28/where-to-now-for-japan-after-abes-landslide-win/ (28.10.2017); Koichi Nakano, “The Death of Liberalism in Japan”, NYT, 15.10.2017, https://www.nytimes.com/2017/10/15/opinion/liberalism-japan-election.html (23.10.2017)

(19): “Record low Cabinet approval rating deals blow to Abe administration”, The Mainichi, 24.07.2017, https://mainichi.jp/english/articles/20170724/p2a/00m/0na/015000c (28.10.2017)

(20): “Diet enacts law lowering voting age to 18 from 20”, The Japan Times, 17.07.2017, https://www.japantimes.co.jp/news/2015/06/17/national/politics-diplomacy/diet-enacts-law-lowering-voting-age-18-20/#.WfcWsFu0PIV (27.10.2017); Sugawara Taku, “Will Lowering the Voting Age Change Japanese Politics?”, Nippon.com, 25.09.2015, http://www.nippon.com/en/currents/d00189/ (27.10.2017

 (21): Shihoko Goto, “Can Japan Be Great Again?”, The Globalist, 23.10.2017, https://www.theglobalist.com/japanese-elections-shinzo-abe-north-korea-china/ (28.10.2017)

(22): Purnendra Jain, “Where to now for Japan after Abe’s landslide win?”,East Asia Forum, 28.10.2017, http://www.eastasiaforum.org/2017/10/28/where-to-now-for-japan-after-abes-landslide-win/ (28.10.2017)

(23): Goto, agm.

(24): Richard J.Samuels, “Who Defines Japan’s Past, Anf Future”, The National Interest, 26.05.2015, http://nationalinterest.org/feature/who-defines-japans-past-future-12964 (20.10.2017)

(25): Ersin Dedekoca, “Küresel Güç Arayışında Yeni Bölgesel Dengeler: Japonya-ABD İlişkileri”, 21.Yüzyıl Dergisi, Haziran 2015, Sayı:78

(26): John West, “apan: A Polite Nation’s Dark Underbelly A poor record on human rights hurts democracy in Japan”, The Globalist, 8.10.2014, https://www.theglobalist.com/japan-a-polite-nations-dark-underbelly/ (29.10.2017); “Concluding observations on the sixth periodic report of Japan”, BM İnsan Hakları Komitesi Y.Komiserliği, http://tbinternet.ohchr.org/_layouts/treatybodyexternal/TBSearch.aspx?TreatyID=8&DocTypeID=5 (29.10.2017)

(27): Jain, agm.

Yorumlar