Sabir Askeroğlu Sabir Askeroğlu

G-20: Tek Kutupluluğun Sonu ve Türkiye’nin Suriye Operasyonu

06 Eylül 2016
G-20: Tek Kutupluluğun Sonu ve Türkiyenin Suriye Operasyonu

Çin’in Hangçow şehrinde G-20 ülkeleri bir araya geldi. G-20 Dünya’nın en gelişmiş 20 ülkesinden oluşuyor. G-20, Group of 20  ya da 20’ler Grubu olarak açıldığı gibi, Great of 20, yani Büyük 20 olarak da kabul edilir. G-20, G-7’ye alternatif olarak çıkmıştı. G-7 gelişmiş Batı kapitalist ülkelerden oluşmaktadır. Ve Batı kapitalizmin sistemsel sorunlarının ortak bir çabayla çözmek için bir platform niteliği taşımaktaydı. Ancak G-7’nin diğer bir özelliği ise, sadece bir forum olması ve alınan kararların gönüllü olduğu gibi kararların uygulanması da gönüllülük esasına bağlıdır; herhangi bir hukuksal zorunluluk söz konusu değildir. G-7 kulübüne katılabilmek Batı değerlerine sahip olmak gerekir; demokrasi, liberalizm ve insan hakları gibi değerler. Dolayısıyla G-7 Batılı tipi bir modeldir. Sovyetler Birliği sonrası Rusya’yı ödüllendirmek amacıyla G-7’ye kabul edilmiş, Batılıların beklediği Batı değerlerini çok uzak olduğu gerekçesiyle eleştirilse bir Rusya’nın bu kulüpte varlığı Ukrayna krizine kadar devam etmiştir.

G-20 ise, G-7 artı dünyanın diğer ileri gelen ülkelerinden oluşmaktadır. Ve bu ülkelerin çoğu Batı değerlerinden uzak, kendi toplumsal ve siyasi değerlerini kendinde hala barındıran ülkelerdir. Böylelikle G-20, aslında kuruluşundan itibaren dünyanın tek tipli ve kararların tek değerler üzerinden alınamadığını gösteren bir yapı olarak ortaya çıkmıştı. Küresel sorunların çözümünde G-7 (G-8)’in yetersiz kalması üzerinde ortaya çıkan G-20 aynı zamanda Soğuk Savaş sonrası kararların Batı’da alındığı dönemin sona erdiğinin de göstergesidir. Dolayısıyla G-20 Çok Kutuplu bir yapısın yansımasıdır. Ya da en azından ona doğru evirildiğinin yansıması. G-20’nin içinde Batı merkezli G-7 ülkeleri yer almasının yanında, BRICS ve ŞİÖ gibi uluslararası örgütlerin kurucuları da yer almaktadır. Diğer bir değişle, G-20 çok formatlı bir yapı içermektedir. Bunun yanında G-7 bahsettiğimiz gibi Batı değerlerinin ürünü olan liberalizmi de içermesine karşı, G-20, daha çok devlet kapitalizmi, devlet kontrollü ticaret yapılanması gibi daha çok devlet egemenliğini öne çıkaran toplumsal yapılardan oluşmaktadır. Bu bağlamda G-20 üyesi olan her devlet küresel sorunların çözümünde kararların alınmasında ülkesel olarak etkin rol oynamak ister.

1990’lar sonrası küresel ekonomik ve siyasi sorunların çözüm biçimini öncelikli ABD olmak üzere Batı tarafından belirlenirken, arkıt alternatif çözüm teklifleri dile getirilmekte ve buna kulak verilmektedir. Bölgesel aktörler kendi bölgesinin sorunlarını daha çok bölge ülkelerinin eliyle çözmeye başladığı görülmektedir. ABD artık tek başına küresel sorunları çözmekte yetersiz kalmaktadır. Ayrıca bölge ülkeleri bazı sorunların çözümünde ABD’nin engel olduğunu da düşünmektedir. Bu nedenle de kendi sorunlarını kendi çabalarıyla çözmeye çalışmaktadır.

Örneğin Suriye konusunda müttefiki olmasına rağmen ABD’den ayrı düşen Türkiye, Suriye’de etkin güce sahip olan Rusya’yla ilişkilerini düzelterek Suriye krizinin çözümüne yeri bir yöntem sunmuştur. Koalisyon güçleri Suriye’de IŞİD’e karşı mücadeleyi terör örgütü PYD üzerinden sürdürmeye çalışırken, bu çaba birkaç seneden beri herhangi bir çözüm üretememiş, tam tersi Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmeye başlamıştır. Türkiye’nin başarılı Suriye operasyonu Suriye çözüm sürecinin hızlandırılması konusunda yeni bir ivme kazandırmış ve Türkiye’nin de çözüm tekliflerinin dinlenmen durumunda kalacağı bir sürece girmiştir. Türkiye’nin operasyonları Rusya tarafından da olumlu karşılanmıştır. Hatta Cenevre sürecinin tekrar başlaması durumunda Suriye çözüm sürecinin en etkin aktörleri ABD-Türkiye-Rusya üçgeninde gelişecektir. Böylelikle Türkiye örneğinde görüleceği gibi, küresel sorun haline gelen Suriye krizinin çözümü Ankara tarafından da somut bir şekilde üstlenilmiştir. Dünyanın diğer bölgelerinde de ABD’nin hegemonyası sorgulanır hale geldiği, yükselen güçlerin küresel düzeyde güçlerinin yettiği alanlarda aktif rol oynamaya başladığı görülmektedir. Bu durum da, ABD’nin artık bölgesel güçlerin, küresel nitelikli sorunların çözülmesi sürecinde eşit ortak olarak kabul etmesi talepleri yükselmektedir. Bu da egemen ulus devletlerin tekrar yükselişe geçtiğini ve bu statüye sahip olabilmek için de yükselen güçler arasında yer almasını gerektirmektedir. En azından bunun bölge kabul edildiği görünmektedir. Ancak bunun kabul edilebilmesi için de küresel sorunların çözümünde en etkin araca sahip olan devletlerden biri olma şartı da saklı tutulmaktadır.

Yorumlar