Ersin Dedekoca Ersin Dedekoca

Sadeleşme mi Normalleşme mi?

04 Haziran 2018
Sadeleşme mi Normalleşme mi?

“Dış güçler”, “faiz lobisinin tuzağı”, “döviz fiyatı ile zorlayanlar” söylemlerinden bu düzleme gelinmesini, bir “aşama” olarak değil, “teslimiyet” olarak görenlerdeniz. Piyasalara teslimiyet. Ama bu teslimiyet aslında, piyasa güçlerine değil, “para politikası kurallarına” teslimiyet; tribünler için ve oy kaygısı/gayrimenkul piyasalarına destek anlamında oynanan “perdeli/örtük” oyuna son verilmesidir.

Sürecin Kısa Bir Özeti

Aslında bu süreç, erken/baskın seçim kararını dikkate alan Hükümet ve TCMB organlarının “sözlü yönlendirmeyle” geçiştirmeye çalıştıkları, olmayınca da “teslim oldukları” bir zaman diliminin hikâyesidir.[1]

Öykünün temellendirildiği gerçek, bol ve ucuz devasa sermaye girişleri, gelişen ülkelerdeki siyasetçilerde “ne politik hata yapsak da ekonomiye etkisi ya olmuyor, ya da çok sınırlı” rehavetinin, Ankara yönetimine daha büyük bir boyutta yansımasıdır. Saniyen Ankara’nın, koşullar değiştiğinde (yurt dışı sermaye ve portföy yatırımları girişlerinin azaldığı, “suların çekilmeye başladığı”), aynı söylemlerle hareket etmesinin, artık aynı tepki ile karşılanmayıp; sert piyasa tepkileri görmesidir.

Bir diğer ifade ile geçmişte, sermaye akımı bolca devam ederken daha “düşük politika faiziyle” ve “tek haneli ılımlı” bir enflasyonla ekonomi götürülebilirken, artık bunun olanaklı olmadığının anlaşılmasıdır. Çünkü TL’nın, Amerikan Doları ve Euro karşısındaki “çok hızlı ve dalga boyu yüksek değer yitirmesi” için, en başta gerekli olan “faiz artışı” kararına kadar (23 Mayıs) işler, gerektiği ve “ne yaparsam?” şeklinde değil, “piyasalara ne dersem?” yaklaşımı ile işler yürütüldü. Tabii ki sonuç “fiyasko” oldu.

Geçtiğimiz hafta Çarşamba günü TCMB tarafından yapılan 3 puanlık faiz artışı, yine politika faizini oluşturan “haftalık repo faizi” yerine, bu defa da “örtük faiz artışı” tercih edilerek, “geç likidite pençesi (GLP)” faizini yüzde 16,5’a yükseltilerek gerçekleştirildi. Bu yükseltme yapılırken, para politikasındaki “sadeleştirmeye/normale dönüşe” geçiş de yapılmadı. Yine “kurnaz yöneticiler”, böylesi bir düzenleme halinde, yüzde 16.50’ye çekilen GLP faizinin, “politika faizi“ olarak orta noktaya alınarak, yüzde 9.25’te duran “gecelik faizin” de yüzde 18’ler gibi bir seviyeye çekilmesi gerektiğini biliyorlardı. Böylesi bir karar ise, faizi bir para politikası aracı” olarak görmeyen siyasetin eleştirilerini çekmek olacağını farkındaydılar. Kim düşünür merkez bankasının bağımsızlığını ve saygınlığını.

Yapılan, önce “3 puan artıralım, yeter mi görelim?” diyerek yola çıkmak ve piyasaları fonlama yöntemindeki sadeleştirmeyi de 7 Haziran’daki toplantıya bırakmaktı. Ancak piyasa, böylesi “palyatif” bir uygulama ile tatmin olmadı ve TL’nın, kısa bir süre duraksayan değer kaybı devam etti.

Faiz Artışının Yaşanan Isınmayı Söndürmemesi

Yukarıda açıklanan faiz artışıyla TL karşısında döviz fiyatlarının yükselmesini durduramayan TCMB, bu defa 25 Mayıs’ta, bankalar aracılığı ile ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetlerin finansmanı için kullandırılmış olan “reeskont kredileri” geri ödemelerinin, belirlenen kurlardan TL olarak ödenmesi olanağı tanındı. Karara göre, 25 Mayıs 2018 tarihinden önce kullanılan ve 31 Temmuz 2018 (dahil) tarihine kadar vadesi dolacak olan ihracat ve döviz kazandırıcı hizmetler reeskont kredilerinin, bu kredilerin vadesinde ödenmesi halinde, ABD Doları için 4.20, Euro için 4.90, İngiliz Sterlini için 5.60 kuru kullanılacaktır.

Faiz artışından istediği sonucu elde demeyen TCMB, 28 Mayıs’ta, tam da Başbakan Yardımcısı Şimşek ve TCMB Başkanı’nın Londra ziyareti öncesinde, tek faize geçti. Bundan sonra, TCMB piyasayı, “politika faizi” ile fonlayacaktır. Açıklanan kararları aşağıdaki başlıklarda toplayabiliriz:

- Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı, TCMB politika faizi olacaktır.

- TCMB gecelik vadede borçlanma ve borç verme oranları, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranına kıyasla -/+ 150 baz puanlık bir marj ile belirlenecektir.

- Fonlamanın haftalık vadeye kaydırılması için bir haftalık geçiş süreci öngörüldü. Bu süreçte, ağırlıklı ortalama fonlama maliyetinin, mevcut para politikası duruşuyla uyumlu gerçekleşmesi amacıyla 7 Haziran 2018 tarihine kadar (dahil) gecelik borç verme ve GLP faiz oranları yüzde 16.5 olarak uygulanacaktır.

Yukarda özetlenen açıklamaya göre, TCMB’nin gecelik bankaları fonlama faizi, 7 Haziran’dan itibaren yüzde 18’e çıkacaktır.

Yaşananların Topluca Değerlendirilmesi

16 Mayıs’ta kurlar aybaşına göre yüzde 7 yükselince, “piyasalarda gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir” diyerek, “sözle müdahale” deneyen TCMB’nın, bu noktadan sonra TL’sını yüzde 10 daha değer kaybetmesini, “sözlü yönlendirme” ile “savsaklamaya” çalışması, kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.

Bankacılarla yapılan toplantıda kullanılan, “izin istemek için geç kalmadık, izin geç geldi” gibi söylemlerin hiçbir değeri olmadığı gibi, sorumluları daha çok batağa sokmaktadır. Bu yaşananlardan ülke ekonomisinin ve aktörlerinin uğradığı zararı, kurdaki ateş sönsün diye “kur sabitleme” yolu ile “bütçeden aktarılacak rantın” yükünü kim üstlenecektir?[2] Tabii ki bu ülkede vergi ödeyen kişi ve kurumlar olacaktır.

Yine de, 1994 yılında olduğu gibi, faizi yok saymak gibi bir politikadan dönülerek, maliyeti parasal ve saygınlık olarak yüksek olsa da, en azından görünen ekonomik krizi “şimdilik” ertelemeye “şükür etme” noktasına geldik.

21 Yüzyılın 18 nci yılında ülkemizde bu yaşananlar, bir yurttaş olarak bizleri utandırıyor. Bundan sonra olacakları ve oluşan ekonomik yüklerin etkilerini hep birlikte göreceğiz.

Özün özü: İç politika uğruna “kurumsallaşma” engellenir ve var olanlar yıpratılırsa, gün gelir onların gerekli oldukları çok ağır maliyetle anlaşılır…

[1] Dövizdeki hareketler, liranın durumu şaka değil. Ne kadar ciddi olduğu zamanla cepler alev alev yanmaya başlayınca daha açık görülecek. Aslında, bunu en net gören de iktidar ve seçimi bu kadar öne çekip “baskın” haline getirmesinin nedeni de bu!

[2] TCMB’nın bu kur sabitlenmesi yoluyla uğrayacağı zararlar, sonunda Hazine’ye aktarılmaktadır. Hazine’ye intikal ettirilmesi ise doğrudan kamu bütçesini ilgilendirmektedir.

Yorumlar