Prof. Dr. Ulvi Keser Prof. Dr. Ulvi Keser

Futbol sadece futbol değildir

19 Nisan 2018
Futbol sadece futbol değildir

Ülkenin en eski kulübü olan Galatasaray 1905 yılından bu yana sahnede ama sadece spor anlamında değil bu duruş. Özellikle 1911–1912 sürecinde Balkan Harbi faciası, ardından 1914-1918 Birinci Dünya Savaşı süreci, bu süreçte Osmanlı İmparatorluğu’nun 1579’dan bu yana 336 yıl boyunca savaş meydanlarından hep başı önde ayrılmasına bir dur diyen 1915 Çanakkale Muharebeleri ve ardından Mustafa Kemal Atatürk gibi bütün mazlum uluslara önderlik edip yol açan bir dehanın başlattığı Kuvayı Milliye ve Milli Mücadele Süreci’nde karşımıza hep Galatasaray çıkar. Okuma yazma oranının neredeyse 0 (sıfır) olduğu bir süreçte Mekteb-i Sultani (Bugünkü Galatasaray Lisesi) başta olmak üzere özellikle Fransa’da eğitim gören ve Batı’nın “Creme de la Creme” yani “Kaymak Tabakanın da Kaymak tabakası” dediği aydınlar topluluğudur Galatasaray. Ezilen, sömürülen, köle yapılan Anadolu’nun ve son demlerini yaşayan Osmanlı İmparatorluğu’nun gönüllü savunucularıdır Batı kamuoyu karşısında. Son derece kaliteli ve iyi bir eğitimden geçmiş, mükemmel yabancı dil ve özellikle Fransızca diline hakim kişilikleriyle Galatasaray da Galatasaraylı olmak da bir onurdur. Basit örnekler verelim isterseniz. Tevfik Fikret gibi dünya devi bir edebiyatçının okul müdürü olduğu bir eğitim yuvası hayal edebilir misiniz? Ya da Kuvayı Milliye Mücadelesi’nin güzide ediplerinden İsmail Habip Sevük ve “Hocam heğkese şiğir okutuyoğsunuz. Bana şiir okutmuyoğsunuz, alınıyoğum.” diyen okuldaki R özürlü öğrencisi Özdemir Asaf’ı ve ona verdiği unutulmaz “Sen şiir değil, şiirin canına okursun evladım.” cevabını, Türkiye’nin değeri bilinmeyen filozoflarından Sakallı Celal’i ve “Bu kadar cahil olabilmek için de rahle-i tedristen geçmek gerekir.” diyen, “Türkiye doğuya giden otobüste batıya gitmeye çalışan insanlar topluluğu” eklemesini yapan ve her biri atasözü olup duvarlara nakşedilecek ibretlik sözlerini unutabilir misiniz? Bu okuldan 1915 yılında hiç mezun olmadığını, okulun bütün öğrencilerinin İstanbul Tıp Fakültesi, İstanbul Lisesi, Kayseri Lisesi, Erzurum Lisesi, Sivas Lisesi gibi o yıl mezun olacak öğrencilerinin Çanakkale’de şehit olduğunu unutabilir misiniz? 

Ülkenin en eski spor kulübü olan ve Balkan Harbi sonrasında duyduğu acı ve saygıdan renklerini değiştiren Beşiktaş’ımıza neden “Arabacılar takımı” veya “Faytoncular takımı” denir bilir misiniz? Anlatalım efendim. 30 Ekim 1918 günü Osmanlı’nın idam fermanı Limni adasında İngiliz savaş gemisi Agamemnon’da imzalanır ve ardından ülkenin dört bir tarafı işgale uğrar. Ordu lağvedilir, asker terhis edilir, silahlara el konulur ve depolarda tutulmaya başlanır işgalci güçlerce. (Bazı kuş beyinliler geçen gün TV’de bu silahlı güçlerin ülkeye misafir olarak geldiklerini söyledi ve yanındaki maskaralar da alkışladılar. O yüzden zaten Maraş Kahraman, Urfa Şanlı, Antep Gazi oldu, gazozuna maç yaptıkları için değil. Her neyse buna yine değiniriz.) 

Hemen ardından 19 Mayıs 1919 günü Mustafa Kemal Atatürk’ün bu topraklarda Anadolu insanının yüzlerce yıldır Batı karşısında yok sayılan haklarını iade etmek, kölelikten kurtarmak için başlattığı Milli Mücadele devreye girer. Kuvayı Milliye zor şartlarda da olsa devreye girmiştir, Anadolu insanı geç de olsa M. Kemal’in etrafında toplanmaya başlamıştır; ancak büyük bir sıkıntı vardır. İşgalci Yunan, Fransız, Ermeni (Örneğin Çukurova bölgesinde Fransız üniforması giymiş Ermeni Doğu Lejyonu/Legion D’Orient), İngiliz, İtalyan, Amerikan, ayrılıkçı ve gerici güçler, hainler, Pontusçu Rumlar ve diğerleri karşısında kullanılacak silah yoktur. Rusya’nın sonradan göndermeye başladığı ve parası Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından kuruşu kuruşuna ödenenleri saymazsak durum hiç de parlak değildir. 

Peki, silahlar nerededir? Ağırlıklı olarak İstanbul’da ve işgalci İngiliz ve Fransızların kontrolündeki depolardadır silahlar. İşte tam bu noktada Fenerbahçe kulübünün sporcuları ve yöneticileri devreye girerler. Hayatlarını tehlikeye atarlar, bin bir türlü ince planlamalar, uygulanan hassas stratejiler sonrasında o silah depoları basılır, hayatını kaybedenler olur ama Anadolu için can damarı olacak tonlarca silah İstanbul’un değişik yerlerine kaçırılır. Silahları Geyve Boğazı’ndan Anadolu’ya kim kaçıracaktır? Düşman güçlerinin cirit attığı ve soluk aldırmadığı bizim topraklarda bu zorlu görevi üstlenenler de Beşiktaş kulübün kahramanları olur. Karada faytonlarıyla, Marmara’da ve Haliç’te mavnaları, tekneleri ve sandallarıyla, at arabalarıyla kaçırılan silahları Anadolu’ya geçirirler ve salimen Kuvayı Milliye’ye teslim ederler. Gazeteci Rauf Tamer’in ifadesiyle onlar “vefayla başlayan, vicdan ve izanla devam eden” bir çizgide severler bu toprakları. 

Lafı çok uzatmaya gerek yok. Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş “Üç Büyükler” olarak bilinirler; ancak bu onların şampiyonlukları yüzünden değil, asalet timsali Metin Oktay’ın Fenerbahçe ağlarını delen golü veya Galatasaray’ın UEFA ve Süper Kupa şampiyonluğu hiç değil, ya da Fenerbahçe’nin Ariel Ortega’nın oyundan atıldığı maçta Galatasaray’a 6 gol birden atması da değildir. 

Galatasaray büyüktür çünkü hem siyasi arenada Anadolu insanının haklarını sonuna kadar savunmuş, hem Balkan Harbi, Birinci Dünya Harbi, en önemlisi de Çanakkale Cephesi ve Milli Mücadele’de can vermiş, kan vermiştir bu toprakların vatan olabilmesi için. Büyüklüğü de, güzideliği de ondandır. 

Beşiktaş büyüktür, güzidedir çünkü nefes alabildiğiniz bu topraklarda o nefesi almanızı sağlayan ve bugün bilmeden “Arabacılar takımı” diye aşağıladığınız bu efsane kulübümüzün kahraman sporcuları ve yöneticilerinin Anadolu’ya kaçırdığı silahlar sayesinde yaşamaya devam ediyorsunuz. 

Fenerbahçe büyüktür, güzidedir ve ülkenin tek İstiklal madalyası sahibi kulübüdür çünkü o da GS ve BJK gibi bu ülkenin var olma mücadelesinde kan akıtıp can vermiş bir kulüptür. Gerisi hikâyedir, boş laftır ve teferruattır. Bitirmeden ille de örnek alınacaksa Baba Hakkı, Baba Gündüz, Yusuf, Sanlı, Süleyman Seba örnek alınmalı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Lefter Küçükandonyadis, sporun asil yüzü Metin Oktay, bizden daha Türk Prekazi, Simoviç, Alex de Souza örnek alınmalı; örnek aile yaşantıları, mütevazı kişilikleri, ruh güzellikleri, asaletleri, ince ve zarif yaklaşımları, sporun sadece spor olduğunu göstermek için çırpınmaları gibi binlerce özellikleriyle.

Son söz; Futbol sadece futbol değildir. Arada bir başımızı kaldırıp bakalım ve yangın yerine dönmüş yurdumda bir araya gelme, sağduyuya sarılma, toprağı vatan yapanları hatırlama ve titreyip kendimize dönme zamanıdır bu. Ve zaman meydanı soytarılara bırakma zamanı hiç değildir.

Yorumlar