Batur Kılıç Batur Kılıç

Suriye’de modus vivendi: Nereye kadar?

19 Eylül 2016
“ Sol Haber Portalında Erman Çete Yazdı: Suriye’deki kırılgan ateşkes, ABD ve İsrail’in saldırılarıyla bir kez daha sallantıda. Moskova’nın Washington’la uzlaşma arayışları, sahadaki kontrolsüzlüğü artırırken, bu kontrolsüzlük aktörlerin “yaşam alanları”nı kurumsallaştırıyor ve ABD’nin işine geliyor. „
Suriyede modus vivendi: Nereye kadar?

Suriye’de bu zamana kadarki tüm ateşkesler, ABD ve bölgedeki müttefiklerinin desteğiyle güç toplayan, nefes alma fırsatı bulan ve bunu yeni bir saldırı hazırlığı için kullanan cihatçı unsurlar tarafından bozuldu.

ABD ve Rusya arasında varılan son düşmanlıkları azaltma mutabakatı için de bahisler açılmış, Halep’ten Hama’ya kadar uzanan bir hatta ateşkes ihlâlleri için tahmin yürütülmüştü.

İtiraf etmek gerek, bu seferki “ihlâl” emri büyük yerden geldi.

RUSYA'NIN ABD'YE VERDİĞİ DESTEK

ABD yönetiminin, 2013 Ağustosu’ndaki kimyasal saldırı krizinden sonra Esad’ı devirecek bir vekalet savaşının bir süreliğine rafa kaldırdığı ve sonrasında Esad’dan ziyade IŞİD tehdidine odaklandığı biliniyor. Bununla birlikte, Suriye’nin başına örülen ABD çorabının bundan ibaret olmadığı artık görülüyor. Sağda solda “B Planı” olarak adlandırılan bu plan, Suriye’nin egemenlik alanlarına bölünmesini içeriyor.

Bu planın klasik “bölünme” senaryosuna oturmayabileceğini daha önce yazmıştık. Rusya’nın Suriye’ye askeri olarak yüksek perdeden girmesi, Esad’ın pozisyonunu güçlendirse de, iki ana sebepten Suriye’nin gevşetilmesine neden oluyordu: 1) Rusya, Suriye’de peşinden gittiği bir siyasi çözüm için ABD ile anlaşması gerektiğini düşünüyordu ve 2) ABD’nin Suriye’deki varlığının kabulü, ülkedeki silahlı grupları destekleyen ana müttefik ekseninin (Katar-Suudi Arabistan-Türkiye) Suriye’yi sağından solundan çekiştirmesini de meşrulaştırıyordu.

BÜYÜK VE MİNİ MODUS VİVENDİ'LER

ABD ile Rusya arasında bağlanan her ateşkesvari anlaşma da, yukarıda çerçevesi çizilen bir tür modus vivendi’yi veri alıyordu. Rusya’nın varsayımı, silahlı grupları 2012 pozisyonuna çekerek, onlara “muhalefet” payesi bahşedilebileceği ve bu sayede masada müzakerelerin başlatılabileceğiydi.

ABD ile Rusya arasındaki büyük modus vivendi’nin, küçük küçük başka “bir arada yaşama”lara da yol açacağı düşünülüyordu. İran ve Suudi Arabistan birbirinin sınırını bilecek; Şam ve Kürtler arasında zımni bir anlaşma sağlanacak; Şam ile Ankara Kürtlere karşı birbirinin sırtını sıvazlayacak; Ankara ile Kürtler Fırat’ın doğusu ile batısını bölüşecek, ve saire.

SAVAŞ İSTEYEN KİM?

Artık, ABD’nin Deyrezzor’daki katliamı ile birlikte, modus vivendiarayışının “savaştan bir adım öncesi” demek olduğunun anlaşılması gerekir.

Ortadoğu’daki Soğuk Savaş statükosunu bozmak isteyen esas unsur olarak ABD’nin, bu tip etki alanları bölüşümüne nereye kadar sabredeceği şüpheli. Dengeyi bozmak için yapılan her hamlenin ABD ve müttefiklerinden gelmesi de bundan.

Tam da bu nedenle, ABD’nin Rusya’ya verir göründüğü tavizlerin ve arkasından gelen saldırı dalgasının, “ABD’nin yenilgisi” olarak nitelendirilmesi, ancak bir temenni olabilir. Gerçek bundan fazlası çünkü.

ABD'NİN ZAFERİ Mİ YENİLGİSİ Mİ?

Defalarca yazdık ama tekrarda beis yok:

  • ABD, 2003 yılında hallaç pamuğu gibi attığı bölgede ektiği tohumların meyvelerini 2011 ile birlikte almaya başladı. Bu, eski müttefiklerinin yanında bölgede yeni aktörlerin doğumunu da simgeliyordu.
  • ABD, daha önce ayak basma fırsatı bulamadığı yeni bölgelere, örneğin Suriye, yerleşme fırsatı buldu. Üstelik bunu, Rusya’nın da onayıyla yaptı. 1991’deki ilk Körfez Savaşı ile Ortadoğu’ya doğrudan adım atan ABD, “bizden biri” hâline getirildi.
  • ABD’nin Soğuk Savaş sonrasındaki en büyük emellerinden birisi olan İsrail’in normalleştirilmesi, bazı pürüzler dışında epeyce yol aldı.
  • Bölgenin “Camp Davidleştirilmesi” yalnızca İsrail’in normalleşmesinden ibaret değildi. Camp David’in mimarı Enver Sedat, bir “erken Gorbaçov” olarak Mısır ve Ortadoğu’daki dünya kapitalist sistemine göbekten entegrasyonun mimarıydı. O, farkında olmasada, infitah politikalarını tüm bölgeye ihraç etti. Bugün bütün bölge, kapitalist entegrasyon haricindeki yollara kapılarını tamamen kapatmış durumda.
  • Suudi kaynaklı Vahhabizm ile ehlileştirilmiş Müslüman Kardeşler gericiliği, tüm bölgede kendisine nefes alma kanalları bulmuş, birçok ülkede ya iktidar ya da iktidar ortağı olmuştur. Herkes, İslâm’ın bu “doğallığı” konusunda hemfikirdir.

Hâl böyleyken, ABD’nin “A planı”nın yenilgiye uğramasından ABD’nin de yenilgiye uğradığı sonucunu çıkartanlar yanılıyorlar.

Başlıktaki soruya dönersek, çizilen tablonun verdiği cevap şu olmaktadır: Modus vivendi, ABD’ye bağlı olarak hakikileşmekte ya da işe yaramaz hâle gelmektedir. ABD ile barış içinde bir arada yaşama, bir hayaldir.

Erman Çete (Sol)


http://haber.sol.org.tr/dunya/suriyede-modus-viven

Yorumlar